Archive | Nisan 2014

Nisan Yağmuruyla Gelen

Camın öte tarafına tutunup asılmış duran yağmur damlaları gibi, geçmişten bugüne asılmış anların var zihninin bir yerlerinde. Kötü olan anları ne kadar kendini zorlasanda silemezsin, yok edemezsin. Sıkıca tutunmuştur ve kımıldamaz yerinden. İyi anlar ise yaşandığı anların lezzetiyle birlikte, sadece o zamana ait kalmak üzere yaşanmış ve bitmiştir artık. Üzerinden yıllar geçer, tüm ayrıntılarıyla hatırlayamazsın o anı. Ama kötüler öyle mi? Her an peşindedir, aklından silmek istesende içine daha çok gömülür sinsice.
Hayatın sana ne kadar acımasız davrandığını anlatırsın günler, aylar, yıllar boyunca. Anlattıkça unutacağını sanırsın ama nafile, ne unutursun, ne hafiflersin nede duyduğun bir-iki teselli edici söz seni ikna edebilir.
Çok sevdiğin eşini almıştır Allah yanına, 2 çocukla kalakalmışsındır hayatının tam orta yerinde. Allah için ölüm çok olağan bir durum iken, senin için dünyanın sonudur, hayatının karanlığa gömülmesine sebeptir çoğu zaman. İsyanlar edersin, benim en sevdiğim canı benden niye ayırdı diye. Meydan okursun Yaratıcına, doğum gibi ölümünde yaratıcısı olan Sahibine. Küsersin Yaratıcına, seni sevdiğinden ayırdı diye, seni çaresiz bir başına bıraktı diye.
Başına gelen her kötü şeyden bir iyiliğe ulaşman gerekirken, kötülükten başka bir kötülüğe sürüklenmeye mahkum edersin kendini. Halbuki senden beklenen isyan değil, küsmeler hiç değil.
Başına gelen kötü şeyden sonra daha çok Yaratıcına sarılman gerekirken, O’na itaat ettiğini, tüm yönetimin ve planların O’na ait olduğunu idrak etmen gerekirken, sen ters yola sapar, daha sonra başına gelebilecek daha başka kötü şeylere kendi kendine yol açmış olursun.
Eğer O’nun sana yazdığı mesajları okuyup anlasaydın, kötü şeylerden hayırlı yollar açılacağını bilirdin.
Eğer O’nun sözlerini içine akıtsaydın, O’na gerçekten iman edenler için ümitsizliğin, çaresizliğin olmadığını bilirdin.
Eğer O’nun sistemini anlasaydın, gerçek müminler için en iyi dost ve koruyucu olduğunu bilirdin.
Eğer kendini O’ndan uzaklaştırmasaydın, inanan kullarının O’na yaklaşmasını istediğini ve yaklaşmak için yollar gösterdiğini bilirdin.
Eğer O’na layık bir kul olmaya gayret etseydin, bu dünya hayatının gelip geçici bir eğlence olduğunu, ahiret hayatının ise sonsuz olduğunu bilirdin.
Eğer O’na teslim olsaydın, bu gelip geçici dünyada yaşadığın kötü şeyler için, O’na nankörlük edip, o sonsuz hayatını da kaybetmeyi göze almaman gerektiğini bilirdin.
Ne yazık!!!
Tüm bunları bilmeyi red ettiğin için O’nun rızasını kazanamadan bu dünyadan göçüp gideceksin. Bir kötü olaydan alınabilecek öğütleri alamadığın için, bu hayatı boşa yaşamışlardan ve kaybedenlerden olacaksın. Nisan yağmurlarının usulca aktığı bir günde, dışarıyı seyrederken seni hüzünlendirmekten başka bir şeye yaramayacak yaşadığın acılar…
Bakara-257: Allah inananların egemeni ve dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.
İnkar edenlerin dostları ise azgın kişilerdir; onları aydınlıktan karanlığa çıkarırlar.
Onlar ateş halkıdır, onlar orada sürekli kalıcıdır.

Face Palm Against Window Rain Drops

Reklamlar

Allah’ın Nimetleri: Kıyafetler Ve Süsler

Şu anki bilgimizle M.Ö 10.000 yılına kadar bir geçmişe sahip olan dokumacılık, zaman içersinde sadece mahrem yerleri örtmek amacı değil, bir moda yada kendini ifade ediş olarak tarih içersinde yerini buldu. Bir hasır örmekten esinlenerek gelişen ilk dokumacılık bugünlere kadar gelirken, dünya üzerindeki tüm halkların belkide ilk para harcama unsuru oldu. Kendi yiyeceğini üretebilen, evcil hayvanlar yetiştiren, kendi yaptığı evlerde yaşayıp en azami şekilde para harcayan insanlar belkide dokumacılığın ilerlemesi ile değişik kumaş parçalarından oluşan kıyafetleri satın alarak ilk lüks harcamalarını yapmaya başladı. Hint kumaşları, Çin ipekleri, Mısır ketenleri herzaman insanların değişik giyinme ve güzel, şık olma isteklerini tetikledi. Eskiyen elbisesinin yerine değişik renklerde ve desenlerde başka modellerde kıyafet sahibi olma arzusu binlerce yıldan beri süregeldi. Bugünün insanı belki bir kot pantalon ve üzerine giyilen bir gömlek ile yetinebiliyorken binlerce yıl öncesinin insanları sınıf ayrımları yaratmak, kendini diğerlerinden ayırmak, parasının olduğunu etrafa göstermek için üzerindeki kıyafetler ile bunu yapmaya başladı. İlk dokumanın başladığı yıllarda insanlar kendi ilkel dokuma aletleri ile kendi ihtiyaçları için gerekli olan bez parçalarını üretip üzerlerine giyiyorlardı ama ne zamanki bu bir ticaret malzemesi oldu, bu ticaretle birlikte kıyafetler sadece mahrem yerleri kapatmaktan çıktı. Kat kat kumaşlardan yapılmış, dantellerle, saten kumaşlarla süslenmiş elbiselere baktığımızda anlaşılıyorki ne kadar çok kumaş ve süsleme olursa o kadar zenginlik ve ihtişam göstergesidir.

Adem’in mahrem yerleri kendilerine gözüktükten sonraki yapraklarla örtünme ihtiyacı, yıllar içersinde sadece örtünmekten çıkıp, halkların kültürlerine göre başka anlamlar içermeye başladı. Çoğu toplumda bedeninde daha çok kumaş ve örtüler bulundurmak kendisini diğerlerinden sınıfça ayırmak anlamına geldi. Asil olanı köleden ayırmak için kullanıldı. Zengin olanı fakirden ayırmak için kullanıldı. Özgür kadını cariye kadından ayırmak için kullanıldı. Bazende fuhuş yapan kadını yapmayandan ayırmak için kullanıldı. İşvereni işçisinden ayırmak için kullanıldı. Ne için kullanılırsa kullanılsın Allah katında kıyafetlerin hiçbir önemi olmadığını, O’nun sadece insanların takvasıyla ilgilendiğini açıkça görüyoruz Ayetlerinden. Burada sanılmasın ki Allah sınıf ayırımı yapmak yada insanların kendilerini diğerlerinden üstün olduğunu kanıtlamak için kıyafetleri, süsleri kullanmasını onaylıyor. İnsanlar kendilerini diğerlerinden ayırmak için kıyafetleri kullanmak yerine, Allah’ın nimetini hatırlayarak bir orta yol tutabilir, herşeyin orta yolu en güzelidir, en doğrusudur. Hayatının merkezine Allah’ın dinini almış bir mümin Allah’ın rızasını gözeterek nasıl giyinmesi gerektiğini bilir.

Ayetlerinden anlıyoruz ki insanoğlu ne amaçla kullanırsa kullansın, insanların güzel görünmek istemesi, süslenmesi, takıp takıştırması bu dünya üzerindeki nimetlenmelerden başka birşey değil. Öyleki mescitlere giderken bile süslenmemizi isteyen bir Yaratıcı nasıl olurda güzel görünmeyi, süsü, takıyı haram eder kullarına. Ama Allah’a iftira atmakta yarışan insanoğlu kendi nefsinden uydurup uydurup O’nun nimetlerini sanki kendileri bu nimetleri vermişcesine haram ediyor, yasaklıyor. Aşağıda Allah’ın kıyafetler, süsler ile ilgili ayetlerinden sonra dünya üzerindeki toplulukların kıyafetlerinin resimlerini paylaşıyorum. Maalesef sanattan, matbaadan uzak bırakılmış insanların hayal güçleri gelişmeyeceği içindirki 1400 yıldır Müslüman dünyası bu kılık-kıyafet işini anlayamadı bir türlü. Kuran’ın evrensel bir kitap olduğunu bile bile bu evrensel dini tüm yeryüzü insanlarının nasıl yaşamlarına entegre edeceğini bir türlü kavrayamadı. İngiltere başbakanının yeğenini Müslüman yaptıklarıyla öğünenler, başına bir örtü geçirip eline tesbih vermeyi yada erkekse sünnet edip kafasına takke taktırmayı Müslümanlık zannetti. Ama hiçbir zaman düşünmedi Allah’ın bizden istediği Müslümanlık bu mudur diye. Açıp O’nun Kitabını okuyup, dünya toplumlarını inceleyip bu Kitab evrensel ise bu Kitabı tüm toplumlar nasıl uygulamalı diye düşünmedi. Kafaya bir takke yada bez parçası, yüze bir sakal yeterli gibi düşündü. Bu şekilde bir anlayış ile ne kadar Allah’ın rızasını kazanabiliriz acaba?

Müslümanların düşünmesi gerekmez miydi, bunca felaket, pislik başımızdan boca ediliyor, biz nerede yanlış yapıyoruz diye. Allah’a iftira ediyor muyuz diye düşünmesi gerekmez miydi? O’nun nimetlerine nankörlük ediyoruz, ona haram buna yasak diyoruz, acaba Allah’ın rızasından uzaklaşıyor muyuz diye düşünmesi gerekmez miydi?

Aşağıdaki resimleri  dikkatlice incelememiz ve evrensel bir dini bu toplumlara nasıl anlatabiliriz, onları nasıl İslama davet ederiz, onlara İslamı nasıl sevdiririz diye, Allah’ın sistemini nasıl yeryüzüne hakim kılabiliriz diye tefekkür etmemiz gerekmez mi? Bu toplumlara İslam’ı sevdirmezden önce kendimiz dinimizi öğrenip, Yaratıcımızı anlayıp, dinimizi sevmemiz gerekmez mi?

Araf-31: Adem oğulları, mescitlere giderken süsleniniz. Yiyiniz içiniz; ancak oburluk ve savurganlık yapmayınız. O, oburları ve savurganları sevmez.

Araf-32: De ki: “Allah’ın, kendi kulları için yarattığı süsleri ve güzel rızıkları kim haram edebilir?” De ki: “Onlar dünya hayatında inananlar içindir, ahirette ise sadece onlar içindir.” Bilen bir toplum için ayetlerimizi böyle detaylı açıklarız.

Araf-26: Adem oğulları, size, bedeninizi örtecek ve süsleyecek elbiseler hazırladık. Erdemlilik elbisesi ise daha hayırlıdır. Bunlar, Allah’ın işaretleridir, olur ki öğüt alırsınız.

Nahl-81: Ve ALLAH yarattığı şeylerden sizin için gölgeler oluşturdu. Sizin için dağları sığınak yaptı. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve sizi savaşlarınızda koruyacak elbiseler hazırladı. Teslim olasınız diye nimetlerini size böyle tamamlıyor.

Kehf-31: Onlar için, içlerinden ırmaklar akan Adn bahçeleri (cennetleri) vardır. Orada altından bileziklerle süslenirler, ipek ve kadifeden dokunmuş yeşil elbiseler giyerler. Orada koltuklar üzerine yaslanırlar. Ne güzel bir ödül ve ne güzel bir durak…

Fatır-33: Sonsuzluğa dek süren cennetlere gireceklerdir. Orada altın bilezikler ve inciler takacaklardır, oradaki elbiseleri ise ipektendir.

İnsan-21: Üstlerinde yeşil kadifeden elbiseler ve ipekler vardır. Gümüş bilezikler takınmışlardır. Rab’leri onlara temiz bir içecek içirir.

 

african

american

asian

japon

yunan

mısır

roma

arap

 

Rabbim İşittim Ve İtaat Ettim

Hani Rabbin senden bir söz almıştı, hatırladın mı? Rabbinin kim olduğunu bilerek ve O’nun emirlerine karşı gelmeyerek, O’nun lütfuna layık olduğunu ispat edecektin. Seni Rabbine düşman etmek isteyen, seni kıskanan, seni kendine rakip olarak gören, gizlice fısıldayanlara boyun eğmeyecektin. Hatırladın mı? Rabbine sözünü hatırlayacağın gün, kurtuluşa erenlerden olacaktın hani. Rabbinin sana diğer şeyleri unutturup hatırlamanı istediği tek şey O’na verdiğin söz idi.
“Rabbim işittim ve itaat ettim” hatırladın mı bu sözünü?
Hani hiçbirşey idin, seni yarattı ve senin sonsuza dek yaşama arzunu bir şarta bağlamıştı. Hani sana o muhteşem sonsuz hayatın varlığı gösterilmişti. Hatırladın mı?
Bir karanlık yolculuktan sonra dışarı atılmıştın, önüne dizi dizi görüntüler serilmişti.
Ne muhteşem bir yermiş burası demiştin, gözleri kamaştıran ışıl ışıl ve sanki her şey uçuşuyormuşcasına bir his uyandıran hareketli görüntüler. Karşıda ağaçların arkasından görünen, çağlayan gibi akan bir şey var, su gibi ama değil, saydam bir billur sanki. Yanına yaklaştığında ayakların ıslanacak sanıyorsun ama ıslanmıyor. Heryeri güzel kokular sarmış, çiçek kokularından daha kalıcı, içine çekince kayboluveren cinsten değil. Herşey sanki çok yakınındaymış gibi, yani uzaklaştıkça küçülen görüntüler yok, her şey iç içe girmiş ve hiçbirşeyin gölgesi yok.
Bu muhteşem yere nasıl, neden, nereden geldiğini çözemedin ama burası hiç terk edilecek bir yer gibi değil, burada sonsuza kadar kalmalı. Zaten hiçbir sınırı olmayan, bir bitiş çizgisi görünmeyen, sanki zamansızlığın içinde sonsuzluk gibi.
Her güzel şeyin bedeli olduğu gibi buranında bir bedeli var. Burayı hak etmen gerekiyor. Sana bu güzellikleri gösteren Yaratıcına, O’nun kudretine, saltanatına, emirlerine itaat etmen gerekiyor seni bundan alıkoyacak güçlere rağmen.
“Rabbim işittim ve itaat ettim” hatırladın mı bu sözünü? Hani seni yarattıktan sonra sistemini, kanunlarını senin içine yerleştirmişti ve sende bu sözü söylemiştin. Sana gördüklerini unutturan Rabbin belki bu sözünü de unutursun, O’nun yolundan seni saptırmaya çalışana uyarsın diye sana hatırlatıcı da gönderdi üstelik. Kendi özüne, kendi benliğine dön diye. Kendi kendine zulmetme diye. Sana kurulan her türlü tuzağa sözünü hatırlayarak diren diye.
Hatırladın mı? Sen her şeyi gördün, biliyorsun aslında…Alın yazım diye teslim olmaya can attığın şeyleri, hatırlayarak değiştirmen isteniyor senden, anlamıyor musun? İnsan bildiği şeyleri hatırlar, bilmediği şeyleri hatırlamaz. Sana gelen hatırlatıcı Kuran’da zaten senin bildiklerini hatırlaman, hatırlatman için indirildi kalbine ikinci kez…
Sen geçmişten geleceğe giden değil, gelecekten geçmişe ve oradan da Rabbinin huzuruna dönecek olansın!!! Kazananlardan yahut kaybedenlerden olarak…Bazen ben bu anı yaşamıştım hissine kapıldığın anları düşün. Sen yaptıklarının veya yapamadıklarının sana gösterildiği andasın şu an…

Hatırladın mı?
TAHA-115: Geçmişte Adem’den söz almıştık; ancak unuttu. Biz onda bir azim ve kararlılık görmedik.
YASİN-60: Ey Adem’in çocukları, şeytana tapmayacağınıza dair sizden söz almamış mıydım? O sizin açık düşmanınızdır.
MAİDE-7: Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve O’nunla yaptığınız sözleşmeyi hatırlayın: “İşittik ve itaat ettik,” demiştiniz. Allah’ı dinleyin; Allah içinizde olanları biliyor.
RAD-20: Onlar ki Allah’a verdikleri sözü yerine getirirler ve sözleşmeyi bozmazlar.
RAD-21: Onlar ki Allah’ın birleştirmesini emrettiği şeyi birleştirirler, Rab’lerini sayarlar ve kötü hesaptan korkarlar.
RAD-25: Allah’a verdikleri sözden sonra sözleşmeyi bozanlar, Allah’ın birleştirmeyi emrettiğini birleştirmeyenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar laneti hakketmişlerdir ve onlar için kötü bir sonuç vardır.

10253752_10152056989423994_2628019633881638446_n

Elma Kokulu Zamanlara Mesaj

Zaman zaman yıllar öncesinde içilen elma çayının kokusu geliyordu çok da iyi koku almayan burnuna. O basık yeraltı çarşısından gelen kokular, şimdi elma çayını sevmese de anıları canlandırmaya yetiyor. Kendisine yazılmış en güzel şiirin sahibi olması nedeniyle mi bilinmez, o şairi uykularından uyandıramamak ona ızdırap veriyor.
Herkesin bir zamanı olduğuna inanmasa koşacak yapışacak yakasına, terket artık bu köhne, din sandığın şeytan işini diye haykıracak, sarsacak onu cılız kollarıyla.
Zamanı var ama ya yarın ölürse!!! Belki de şu an, şu saniye öldü!!!
O şaire elma kokulu yılların hatırına bir an önce söylemeli herşeyi. Gel bir ay boyunca beraber okuyalım Kitabımızı demeli.

Hani sen bana gel beraber okuyalım dememiştin ya, ben sana o yolu açmak istiyorum demeli.

Hani sen bana kulaktan duyduğun atalarının dinini anlatmıştın ya, gel ben sana gerçeği anlaman için yardım edeyim demeli.

Gerçeklerle yüzyüze gelirken söz veriyorum, seni yalnız başına bırakmayacağım, sarsıntını hafifletmek için elimden ne geliyorsa yapacağım demeli.

Hani özgürlüğünü koparıp giderken uzaklara, Menzilden birinin gelecekten haber verdiği sözleri vardı ya, onlar bak yalan çıktı demeli. Nasıl da zanna inandınız demeli.

Gel tövbe et demeli. O geceleri Şeyhini düşünerek harcadığın zamanlardan dolayı Allah senin işlerinin boşa çıktığını söylüyor Ayetin de demeli.

Söylenecek ne çok şey var ama biliyor ki insanları bildiğinden, öğrendiğinden, alıştığından koparmak da o denli zor, bazen de imkansız.
Neden insanlar kendilerine verilen özgür iradesiyle başbaşa kalmaktan korkuyor? Neden hep başkalarına bağımlı olmaktan ve başkalarının aklıyla yaşamını sürmekten vazgeçemiyor bir türlü? Birçok insan bu soruların muhatabı olduğundan bile habersiz.
Halbuki insan annesinin karnından doğduğu günkü gibi hiçbirşeye, hiçkimseye kendini ait hissetmeden, herşeyi sıfırlamış ve ona zorla yüklenen şeylerden arınmış olarak bir kerecik Yaratıcısının Kitabını okusa herşey yerli yerine oturacak. Puzzle parçalarını birbirine geçirip, tamamlamak için bir ömür tüketmesi gerekmeyecek, daha da kötüsü tamamlayamadan Yaratıcısının huzuruna çıkma riski varken.
Elma kokulu o zamanlara söylenecek, anlatılacak ne kadar çok şey var. Ama Rabbi yüzlerce uyarıcı sözünü Kitabıyla birlikte Fıtratına yazmışken, Rabbini dinlememişken, acaba şair onu dikkate alarak uykusundan uyanabilir mi?
Araf:
– 172: Rabbin, Adem oğullarının bellerinden soylarını çıkarırken onları kendi kendilerine tanık tutar: “Ben, Rabbiniz değil miyim?”
“Evet, tanıklık ediyoruz,” derler. Böylece diriliş günü, “Biz bundan habersizdik,” diyemezsiniz.
-173: Yahut, “Atalarımız önceden ortak koştu ve biz de onlardan sonra gelen soylarıyız, bizi bidat ve hurafelere dalanlardan dolayı mı yok edeceksin,” diyemezsiniz.
-174: Ayetleri böyle açıklıyoruz ki bize dönebilsinler.

541049_10150894157563994_1962513723_n

Davetlerin En Hayırlısı

O gün giderken, hiçbir zaman bu kadar kendinden emin olacağını düşünmediği geldi aklına. Hani insanın bir ayağı bir adım öne çıkarda öteki ayağı bir türlü kımıldayıp yanına gelmez. Çaresiz geri gider başarısız hamlesinden sonra.
O gün giderken daha önce hiç bu kadar kararlı ve güçlü olmadığını farketti. Bu gidiş farklıydı diğerlerinden.
Kara gecelerinde oturup gökyüzünü seyrederken, “Allah’ım benim için mi yarattın bu gizine varılamaz geceleri” derken, neyi aradığını bile bilmiyordu.
Sadece konudan konuya atlayan, sık sık yön değiştiren, sonra dönüp dolaşıp aynı yere gelen zihni tüm evreni, dünyayı, insanları, yakınlarını
düşünüp yorgun argın, aradığını bulamamış halde tekrar köşesine dönüyordu.
Evet bu kesinlikle başka bir gidiş. Artık zamanı gelmiş, olgunlaşmış ve kabına sığmayan bir gidiş.
Davet edene ben gelemiyorum diye mazeret sunulacak bir sebep de yok artık.
Davet eden bütün gerçeklerini sermiş önüne gel diyor artık, vakit tamamdır…
Ya gel davetime yada sen de herkes gibi ol!!!
Ve gitti…Arkasına bakmadan, sessizce…
Aylar sonra geride bıraktıklarını hiç özlemediğini, pişmanlık duymadığını, keşkeli cümleler kurmadığını fark etti hayatında ilk kez.
Ve aylar sonra davet edenin şu sözünü okudu, okudu, okudu ta içine çekti… Gözyaşlarına boğularak.
Mücadele 22: Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun;
babaları,
oğulları,
kardeşleri
yahut kendi soy-sopları olsalar bile,
Allah’a ve Rasûlüne düşmanlık eden kimselere,
sevgi beslediğini göremezsin.
İşte Allah, onların kalplerine imanın huzurunu vermiş
ve
onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir.
Onlara, içlerinden ırmaklar akan
ve
içlerinde sonsuz kalacakları cennetler verecektir.
Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır.
İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır.
İyi bilin ki;
Allah’ın tarafında olanlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

10156090_10152058687838994_1895410408949706949_n

 

Beklentini Küçült Mutlu Ol

Herşeyini kaybettiğini hayal ederek, bir ormana yerleşip bitki kökleriyle de hayatını sürdürebileceğini kabul etmek gerçek mutluluktur,

Sana dayatılan sistemin dışında kalabilmek de gerçek özgürlüktür…

1339694689_glowing_music_by_stormowlart-d53krmk

Vuslat

Bitiş çizgisinden geriye koşan Atlet gibi olma!!!
Allah kaçılacak değil hevesle varılacak en son noktadır…