Archive | Nisan 2014

Allah’ın Nimetleri: Kıyafetler Ve Süsler

Şu anki bilgimizle M.Ö 10.000 yılına kadar bir geçmişe sahip olan dokumacılık, zaman içersinde sadece mahrem yerleri örtmek amacı değil, bir moda yada kendini ifade ediş olarak tarih içersinde yerini buldu. Bir hasır örmekten esinlenerek gelişen ilk dokumacılık bugünlere kadar gelirken, dünya üzerindeki tüm halkların belkide ilk para harcama unsuru oldu. Kendi yiyeceğini üretebilen, evcil hayvanlar yetiştiren, kendi yaptığı evlerde yaşayıp en azami şekilde para harcayan insanlar belkide dokumacılığın ilerlemesi ile değişik kumaş parçalarından oluşan kıyafetleri satın alarak ilk lüks harcamalarını yapmaya başladı. Hint kumaşları, Çin ipekleri, Mısır ketenleri herzaman insanların değişik giyinme ve güzel, şık olma isteklerini tetikledi. Eskiyen elbisesinin yerine değişik renklerde ve desenlerde başka modellerde kıyafet sahibi olma arzusu binlerce yıldan beri süregeldi. Bugünün insanı belki bir kot pantalon ve üzerine giyilen bir gömlek ile yetinebiliyorken binlerce yıl öncesinin insanları sınıf ayrımları yaratmak, kendini diğerlerinden ayırmak, parasının olduğunu etrafa göstermek için üzerindeki kıyafetler ile bunu yapmaya başladı. İlk dokumanın başladığı yıllarda insanlar kendi ilkel dokuma aletleri ile kendi ihtiyaçları için gerekli olan bez parçalarını üretip üzerlerine giyiyorlardı ama ne zamanki bu bir ticaret malzemesi oldu, bu ticaretle birlikte kıyafetler sadece mahrem yerleri kapatmaktan çıktı. Kat kat kumaşlardan yapılmış, dantellerle, saten kumaşlarla süslenmiş elbiselere baktığımızda anlaşılıyorki ne kadar çok kumaş ve süsleme olursa o kadar zenginlik ve ihtişam göstergesidir.

Adem’in mahrem yerleri kendilerine gözüktükten sonraki yapraklarla örtünme ihtiyacı, yıllar içersinde sadece örtünmekten çıkıp, halkların kültürlerine göre başka anlamlar içermeye başladı. Çoğu toplumda bedeninde daha çok kumaş ve örtüler bulundurmak kendisini diğerlerinden sınıfça ayırmak anlamına geldi. Asil olanı köleden ayırmak için kullanıldı. Zengin olanı fakirden ayırmak için kullanıldı. Özgür kadını cariye kadından ayırmak için kullanıldı. Bazende fuhuş yapan kadını yapmayandan ayırmak için kullanıldı. İşvereni işçisinden ayırmak için kullanıldı. Ne için kullanılırsa kullanılsın Allah katında kıyafetlerin hiçbir önemi olmadığını, O’nun sadece insanların takvasıyla ilgilendiğini açıkça görüyoruz Ayetlerinden. Burada sanılmasın ki Allah sınıf ayırımı yapmak yada insanların kendilerini diğerlerinden üstün olduğunu kanıtlamak için kıyafetleri, süsleri kullanmasını onaylıyor. İnsanlar kendilerini diğerlerinden ayırmak için kıyafetleri kullanmak yerine, Allah’ın nimetini hatırlayarak bir orta yol tutabilir, herşeyin orta yolu en güzelidir, en doğrusudur. Hayatının merkezine Allah’ın dinini almış bir mümin Allah’ın rızasını gözeterek nasıl giyinmesi gerektiğini bilir.

Ayetlerinden anlıyoruz ki insanoğlu ne amaçla kullanırsa kullansın, insanların güzel görünmek istemesi, süslenmesi, takıp takıştırması bu dünya üzerindeki nimetlenmelerden başka birşey değil. Öyleki mescitlere giderken bile süslenmemizi isteyen bir Yaratıcı nasıl olurda güzel görünmeyi, süsü, takıyı haram eder kullarına. Ama Allah’a iftira atmakta yarışan insanoğlu kendi nefsinden uydurup uydurup O’nun nimetlerini sanki kendileri bu nimetleri vermişcesine haram ediyor, yasaklıyor. Aşağıda Allah’ın kıyafetler, süsler ile ilgili ayetlerinden sonra dünya üzerindeki toplulukların kıyafetlerinin resimlerini paylaşıyorum. Maalesef sanattan, matbaadan uzak bırakılmış insanların hayal güçleri gelişmeyeceği içindirki 1400 yıldır Müslüman dünyası bu kılık-kıyafet işini anlayamadı bir türlü. Kuran’ın evrensel bir kitap olduğunu bile bile bu evrensel dini tüm yeryüzü insanlarının nasıl yaşamlarına entegre edeceğini bir türlü kavrayamadı. İngiltere başbakanının yeğenini Müslüman yaptıklarıyla öğünenler, başına bir örtü geçirip eline tesbih vermeyi yada erkekse sünnet edip kafasına takke taktırmayı Müslümanlık zannetti. Ama hiçbir zaman düşünmedi Allah’ın bizden istediği Müslümanlık bu mudur diye. Açıp O’nun Kitabını okuyup, dünya toplumlarını inceleyip bu Kitab evrensel ise bu Kitabı tüm toplumlar nasıl uygulamalı diye düşünmedi. Kafaya bir takke yada bez parçası, yüze bir sakal yeterli gibi düşündü. Bu şekilde bir anlayış ile ne kadar Allah’ın rızasını kazanabiliriz acaba?

Müslümanların düşünmesi gerekmez miydi, bunca felaket, pislik başımızdan boca ediliyor, biz nerede yanlış yapıyoruz diye. Allah’a iftira ediyor muyuz diye düşünmesi gerekmez miydi? O’nun nimetlerine nankörlük ediyoruz, ona haram buna yasak diyoruz, acaba Allah’ın rızasından uzaklaşıyor muyuz diye düşünmesi gerekmez miydi?

Aşağıdaki resimleri  dikkatlice incelememiz ve evrensel bir dini bu toplumlara nasıl anlatabiliriz, onları nasıl İslama davet ederiz, onlara İslamı nasıl sevdiririz diye, Allah’ın sistemini nasıl yeryüzüne hakim kılabiliriz diye tefekkür etmemiz gerekmez mi? Bu toplumlara İslam’ı sevdirmezden önce kendimiz dinimizi öğrenip, Yaratıcımızı anlayıp, dinimizi sevmemiz gerekmez mi?

Araf-31: Adem oğulları, mescitlere giderken süsleniniz. Yiyiniz içiniz; ancak oburluk ve savurganlık yapmayınız. O, oburları ve savurganları sevmez.

Araf-32: De ki: “Allah’ın, kendi kulları için yarattığı süsleri ve güzel rızıkları kim haram edebilir?” De ki: “Onlar dünya hayatında inananlar içindir, ahirette ise sadece onlar içindir.” Bilen bir toplum için ayetlerimizi böyle detaylı açıklarız.

Araf-26: Adem oğulları, size, bedeninizi örtecek ve süsleyecek elbiseler hazırladık. Erdemlilik elbisesi ise daha hayırlıdır. Bunlar, Allah’ın işaretleridir, olur ki öğüt alırsınız.

Nahl-81: Ve ALLAH yarattığı şeylerden sizin için gölgeler oluşturdu. Sizin için dağları sığınak yaptı. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve sizi savaşlarınızda koruyacak elbiseler hazırladı. Teslim olasınız diye nimetlerini size böyle tamamlıyor.

Kehf-31: Onlar için, içlerinden ırmaklar akan Adn bahçeleri (cennetleri) vardır. Orada altından bileziklerle süslenirler, ipek ve kadifeden dokunmuş yeşil elbiseler giyerler. Orada koltuklar üzerine yaslanırlar. Ne güzel bir ödül ve ne güzel bir durak…

Fatır-33: Sonsuzluğa dek süren cennetlere gireceklerdir. Orada altın bilezikler ve inciler takacaklardır, oradaki elbiseleri ise ipektendir.

İnsan-21: Üstlerinde yeşil kadifeden elbiseler ve ipekler vardır. Gümüş bilezikler takınmışlardır. Rab’leri onlara temiz bir içecek içirir.

 

african

american

asian

japon

yunan

mısır

roma

arap

 

Rabbim İşittim Ve İtaat Ettim

Hani Rabbin senden bir söz almıştı, hatırladın mı? Rabbinin kim olduğunu bilerek ve O’nun emirlerine karşı gelmeyerek, O’nun lütfuna layık olduğunu ispat edecektin. Seni Rabbine düşman etmek isteyen, seni kıskanan, seni kendine rakip olarak gören, gizlice fısıldayanlara boyun eğmeyecektin. Hatırladın mı? Rabbine sözünü hatırlayacağın gün, kurtuluşa erenlerden olacaktın hani. Rabbinin sana diğer şeyleri unutturup hatırlamanı istediği tek şey O’na verdiğin söz idi.
“Rabbim işittim ve itaat ettim” hatırladın mı bu sözünü?
Hani hiçbirşey idin, seni yarattı ve senin sonsuza dek yaşama arzunu bir şarta bağlamıştı. Hani sana o muhteşem sonsuz hayatın varlığı gösterilmişti. Hatırladın mı?
Bir karanlık yolculuktan sonra dışarı atılmıştın, önüne dizi dizi görüntüler serilmişti.
Ne muhteşem bir yermiş burası demiştin, gözleri kamaştıran ışıl ışıl ve sanki her şey uçuşuyormuşcasına bir his uyandıran hareketli görüntüler. Karşıda ağaçların arkasından görünen, çağlayan gibi akan bir şey var, su gibi ama değil, saydam bir billur sanki. Yanına yaklaştığında ayakların ıslanacak sanıyorsun ama ıslanmıyor. Heryeri güzel kokular sarmış, çiçek kokularından daha kalıcı, içine çekince kayboluveren cinsten değil. Herşey sanki çok yakınındaymış gibi, yani uzaklaştıkça küçülen görüntüler yok, her şey iç içe girmiş ve hiçbirşeyin gölgesi yok.
Bu muhteşem yere nasıl, neden, nereden geldiğini çözemedin ama burası hiç terk edilecek bir yer gibi değil, burada sonsuza kadar kalmalı. Zaten hiçbir sınırı olmayan, bir bitiş çizgisi görünmeyen, sanki zamansızlığın içinde sonsuzluk gibi.
Her güzel şeyin bedeli olduğu gibi buranında bir bedeli var. Burayı hak etmen gerekiyor. Sana bu güzellikleri gösteren Yaratıcına, O’nun kudretine, saltanatına, emirlerine itaat etmen gerekiyor seni bundan alıkoyacak güçlere rağmen.
“Rabbim işittim ve itaat ettim” hatırladın mı bu sözünü? Hani seni yarattıktan sonra sistemini, kanunlarını senin içine yerleştirmişti ve sende bu sözü söylemiştin. Sana gördüklerini unutturan Rabbin belki bu sözünü de unutursun, O’nun yolundan seni saptırmaya çalışana uyarsın diye sana hatırlatıcı da gönderdi üstelik. Kendi özüne, kendi benliğine dön diye. Kendi kendine zulmetme diye. Sana kurulan her türlü tuzağa sözünü hatırlayarak diren diye.
Hatırladın mı? Sen her şeyi gördün, biliyorsun aslında…Alın yazım diye teslim olmaya can attığın şeyleri, hatırlayarak değiştirmen isteniyor senden, anlamıyor musun? İnsan bildiği şeyleri hatırlar, bilmediği şeyleri hatırlamaz. Sana gelen hatırlatıcı Kuran’da zaten senin bildiklerini hatırlaman, hatırlatman için indirildi kalbine ikinci kez…
Sen geçmişten geleceğe giden değil, gelecekten geçmişe ve oradan da Rabbinin huzuruna dönecek olansın!!! Kazananlardan yahut kaybedenlerden olarak…Bazen ben bu anı yaşamıştım hissine kapıldığın anları düşün. Sen yaptıklarının veya yapamadıklarının sana gösterildiği andasın şu an…

Hatırladın mı?
TAHA-115: Geçmişte Adem’den söz almıştık; ancak unuttu. Biz onda bir azim ve kararlılık görmedik.
YASİN-60: Ey Adem’in çocukları, şeytana tapmayacağınıza dair sizden söz almamış mıydım? O sizin açık düşmanınızdır.
MAİDE-7: Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve O’nunla yaptığınız sözleşmeyi hatırlayın: “İşittik ve itaat ettik,” demiştiniz. Allah’ı dinleyin; Allah içinizde olanları biliyor.
RAD-20: Onlar ki Allah’a verdikleri sözü yerine getirirler ve sözleşmeyi bozmazlar.
RAD-21: Onlar ki Allah’ın birleştirmesini emrettiği şeyi birleştirirler, Rab’lerini sayarlar ve kötü hesaptan korkarlar.
RAD-25: Allah’a verdikleri sözden sonra sözleşmeyi bozanlar, Allah’ın birleştirmeyi emrettiğini birleştirmeyenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar laneti hakketmişlerdir ve onlar için kötü bir sonuç vardır.

10253752_10152056989423994_2628019633881638446_n

Elma Kokulu Zamanlara Mesaj

Zaman zaman yıllar öncesinde içilen elma çayının kokusu geliyordu çok da iyi koku almayan burnuna. O basık yeraltı çarşısından gelen kokular, şimdi elma çayını sevmese de anıları canlandırmaya yetiyor. Kendisine yazılmış en güzel şiirin sahibi olması nedeniyle mi bilinmez, o şairi uykularından uyandıramamak ona ızdırap veriyor.
Herkesin bir zamanı olduğuna inanmasa koşacak yapışacak yakasına, terket artık bu köhne, din sandığın şeytan işini diye haykıracak, sarsacak onu cılız kollarıyla.
Zamanı var ama ya yarın ölürse!!! Belki de şu an, şu saniye öldü!!!
O şaire elma kokulu yılların hatırına bir an önce söylemeli herşeyi. Gel bir ay boyunca beraber okuyalım Kitabımızı demeli.

Hani sen bana gel beraber okuyalım dememiştin ya, ben sana o yolu açmak istiyorum demeli.

Hani sen bana kulaktan duyduğun atalarının dinini anlatmıştın ya, gel ben sana gerçeği anlaman için yardım edeyim demeli.

Gerçeklerle yüzyüze gelirken söz veriyorum, seni yalnız başına bırakmayacağım, sarsıntını hafifletmek için elimden ne geliyorsa yapacağım demeli.

Hani özgürlüğünü koparıp giderken uzaklara, Menzilden birinin gelecekten haber verdiği sözleri vardı ya, onlar bak yalan çıktı demeli. Nasıl da zanna inandınız demeli.

Gel tövbe et demeli. O geceleri Şeyhini düşünerek harcadığın zamanlardan dolayı Allah senin işlerinin boşa çıktığını söylüyor Ayetin de demeli.

Söylenecek ne çok şey var ama biliyor ki insanları bildiğinden, öğrendiğinden, alıştığından koparmak da o denli zor, bazen de imkansız.
Neden insanlar kendilerine verilen özgür iradesiyle başbaşa kalmaktan korkuyor? Neden hep başkalarına bağımlı olmaktan ve başkalarının aklıyla yaşamını sürmekten vazgeçemiyor bir türlü? Birçok insan bu soruların muhatabı olduğundan bile habersiz.
Halbuki insan annesinin karnından doğduğu günkü gibi hiçbirşeye, hiçkimseye kendini ait hissetmeden, herşeyi sıfırlamış ve ona zorla yüklenen şeylerden arınmış olarak bir kerecik Yaratıcısının Kitabını okusa herşey yerli yerine oturacak. Puzzle parçalarını birbirine geçirip, tamamlamak için bir ömür tüketmesi gerekmeyecek, daha da kötüsü tamamlayamadan Yaratıcısının huzuruna çıkma riski varken.
Elma kokulu o zamanlara söylenecek, anlatılacak ne kadar çok şey var. Ama Rabbi yüzlerce uyarıcı sözünü Kitabıyla birlikte Fıtratına yazmışken, Rabbini dinlememişken, acaba şair onu dikkate alarak uykusundan uyanabilir mi?
Araf:
– 172: Rabbin, Adem oğullarının bellerinden soylarını çıkarırken onları kendi kendilerine tanık tutar: “Ben, Rabbiniz değil miyim?”
“Evet, tanıklık ediyoruz,” derler. Böylece diriliş günü, “Biz bundan habersizdik,” diyemezsiniz.
-173: Yahut, “Atalarımız önceden ortak koştu ve biz de onlardan sonra gelen soylarıyız, bizi bidat ve hurafelere dalanlardan dolayı mı yok edeceksin,” diyemezsiniz.
-174: Ayetleri böyle açıklıyoruz ki bize dönebilsinler.

541049_10150894157563994_1962513723_n

Davetlerin En Hayırlısı

O gün giderken, hiçbir zaman bu kadar kendinden emin olacağını düşünmediği geldi aklına. Hani insanın bir ayağı bir adım öne çıkarda öteki ayağı bir türlü kımıldayıp yanına gelmez. Çaresiz geri gider başarısız hamlesinden sonra.
O gün giderken daha önce hiç bu kadar kararlı ve güçlü olmadığını farketti. Bu gidiş farklıydı diğerlerinden.
Kara gecelerinde oturup gökyüzünü seyrederken, “Allah’ım benim için mi yarattın bu gizine varılamaz geceleri” derken, neyi aradığını bile bilmiyordu.
Sadece konudan konuya atlayan, sık sık yön değiştiren, sonra dönüp dolaşıp aynı yere gelen zihni tüm evreni, dünyayı, insanları, yakınlarını
düşünüp yorgun argın, aradığını bulamamış halde tekrar köşesine dönüyordu.
Evet bu kesinlikle başka bir gidiş. Artık zamanı gelmiş, olgunlaşmış ve kabına sığmayan bir gidiş.
Davet edene ben gelemiyorum diye mazeret sunulacak bir sebep de yok artık.
Davet eden bütün gerçeklerini sermiş önüne gel diyor artık, vakit tamamdır…
Ya gel davetime yada sen de herkes gibi ol!!!
Ve gitti…Arkasına bakmadan, sessizce…
Aylar sonra geride bıraktıklarını hiç özlemediğini, pişmanlık duymadığını, keşkeli cümleler kurmadığını fark etti hayatında ilk kez.
Ve aylar sonra davet edenin şu sözünü okudu, okudu, okudu ta içine çekti… Gözyaşlarına boğularak.
Mücadele 22: Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun;
babaları,
oğulları,
kardeşleri
yahut kendi soy-sopları olsalar bile,
Allah’a ve Rasûlüne düşmanlık eden kimselere,
sevgi beslediğini göremezsin.
İşte Allah, onların kalplerine imanın huzurunu vermiş
ve
onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir.
Onlara, içlerinden ırmaklar akan
ve
içlerinde sonsuz kalacakları cennetler verecektir.
Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır.
İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır.
İyi bilin ki;
Allah’ın tarafında olanlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

10156090_10152058687838994_1895410408949706949_n

 

Beklentini Küçült Mutlu Ol

Herşeyini kaybettiğini hayal ederek, bir ormana yerleşip bitki kökleriyle de hayatını sürdürebileceğini kabul etmek gerçek mutluluktur,

Sana dayatılan sistemin dışında kalabilmek de gerçek özgürlüktür…

1339694689_glowing_music_by_stormowlart-d53krmk

Vuslat

Bitiş çizgisinden geriye koşan Atlet gibi olma!!!
Allah kaçılacak değil hevesle varılacak en son noktadır…

Unutma

Bu yeryüzüne sadece yemek içmek için yerleştirilmedin.
Sadece mal-mülk edinmek için çalışman emredilmedi.
Tek yaşam amacın eş bulup, üremek değil, onu hayvanlar da yapıyor.
Aklın sana gerçeklerin üstünü örtmen için verilmedi, gerçeğe ulaşman için verildi.
Muhakeme yeteneğin kendini kandırman için değil, doğru ile yanlışı ayırabilmen için bağışlandı sana…
Tüm duyu organların eksiksiz çalışıyor mu?
Evet mi?
O zaman tüm bunları gör, duy, hisset ve algıla artık…

240459-13051FG41793

Allah’ın Sıfatlarını Anlamak

“Ay çok duygusalımdır, çok merhametliyimdir, çok şefkatliyimdir” diye kendini yerlere göklere sığdıramayan insan!
Sana o basit duyguları verenin nasıl muazzamlıkta sıfatlara sahip olduğunu hiç düşündün mü?
Düşünmez isen, Allah’ın karşısında nasıl konuşacağım, O’nu nasıl tesbih edeceğim diyerek kalakalırsın işte!!!
Düşünmez isen, O’nun sözlerini anlamaya çalışırken, O’nun sıfatlarını aklına getirip yorumlayamazsın işte!!!
Düşünmez isen, O’nun adaletini, merhametini, şefkatini anlayamaz, kendini ipince bir ipin üstünde yürüyormuş gibi hissedersin işte!!!
Düşün ki üstünde yürüdüğün ip çelikten bir halata dönüşsün…

1508116_10151951234943994_278084506_n

Salat Ve Namaz Hakkında

Namaz konusunda kafası karışan yada kasıtlı/kasıtsız karıştırılmak istenen kişileri kısa tarihi bir yolculuğa çıkarmak istedim. Bu yolculuğa Adem’den başlayarak, başka toplumlara da bakıp, günümüze kadar geleceğiz.
2:34 Meleklere, “Adem’e secde edin,” dedik. İblis hariç hepsi secde ettiler, o ise diretti, büyüklük tasladı ve nankörlük etti.
Bu Ayet ile tarihimizin en başlangıç (bizim bilebildiğimiz kadarı ile) noktasına gidiyoruz. Secde kelimesinin ne olduğunu henüz bilemiyoruz ama secde etmemenin kibirlenmek ve nankörlük olduğunu görebiliyoruz Allah nezdinde. Allah yarattığı canlıların bir hiyerarşi içersinde yaşamasını istiyor besbelli. Yarattığı varlıklar içersinde insanı en üstün kıldığı içinde diğer varlıkların Adem’e secde etmesini istiyor. Bu hiyerarşiye göre Adem ve insan topluluklarının da yaratıcısına secde etmesi gerekiyor diğer O’na secde edenler ile birlikte. Bu ayetten sonra gelen ayetlerden anlıyoruz ki Allah Adem’e bir takım kelimeler öğretip, yeryüzü için hazırlıyor.
2:38 “Oradan topluca ininiz,” dedik, “Benden size bir yol gösterici geldiği zaman, o yol göstericiye uyanlar için artık bir korku yok ve onlar üzülmeyecekler.”
Adem bu anlarda secde etmeyi öğrendi, tövbe etmeyi öğrendi, yeryüzünde yaşamak için hazır ama henüz Allah’ın sistemini tam olarak öğrenemedi, tüm her şeyi öğrenmek ve uygulamak için kendisine gönderilecek yol göstericiyi bekleyecek. Bu yol gösterici vahiy de olabilir, bir elçi de olabilir. Bunun nasıl gerçekleşmiş olabileceğini kesin bilemiyoruz.
Aşağıda tarih sırasına göre yerleştirdiğim resimler Milattan önce 15. Asırdan, Milattan sonra 1850 yıllarına kadar bir yolculuğa çıkaracak bizi. Belki Milattan önce 350 yılları ve Milattan sonra 1850 yılları arasında bir boşluk varmış gibi düşünebilirsiniz. Ama o boşluk olduğunu düşündüğünüz asırlara Musa ve İsa Peygamberleri ve adını bildiğimiz yada bilmediğimiz nice Peygamberleri yerleştirirseniz sorun kalmayacaktır. Zira Muhammet Peygambere gelen vahiy ve önceki Peygamberlere gelen vahiy aynı vahiylerdi ve kaynak aynı kaynaktı, yani Allah’tı. Ve Allah bir çok ayette daha önce Kitap verilen yada verilmeyen tüm Peygamberlere gelen vahiylerin aynı sisteme hizmet ettiğini anlatıyor bizlere.

3:43 “Meryem, Rabbine teslim ol, secdeye kapan, eğilenlerle birlikte eğil.”
15. asırdan geriye yani Adem’e kadar olan asırlara da Nuh Peygamber ve adını bilmediğimiz nice Peygamberleri yerleştirebiliriz.
Secde kelimesinin başka anlamlara gelebileceğini düşünenler olabilir. Ama Kuran’da Ayetleri incelediğimizde görüyoruz ki birçok yerde secde ve eğilmek, kapanmak kelimeleri aynı cümle içersinde kullanılıyor. Allah Ayetlerin de Musa’nın, İbrahim’in yüzüstü, çene üstü kapandığını söylüyor. Bunları dikkate almayacak olursak bir kapanmak fiili başka nasıl olabilir. Secde etmek demek, boyun eğmek demek, senin benden üstün olduğunu kabul ediyorum demek, sana inanıyorum demek, sana saygıyla eğiliyorum demek. Bu fiili insan vücuduna yaptırmak sadece eğilmek şeklinde olabilir. Tarihi incelediğimizde birçok Kralın, Padişahın önünde tüm bu anlamları yükleyerek yere kapanmak anormal gelmiyorken, neden Yaratıcının önünde kapanmak anormal geliyor insanlara. Sonuçta bu fiil binlerce yıldan beri süre gelen insan bedeninin bir  ifade şekli. Bizler duygu ve düşüncelerimizi anlatırken çoğu zaman beden dilini kullanırız. İnsanlar çocuğuna, eşine, annesine, babasına vs. sevgisini gösterirken sadece ağzından çıkacak güzel kelimelerle değil sarılarak, öperek de gösterir. Zira bu namaz konusunu şekilsel gören birçok kişi nedense, yakınlarına gösterdiği bu tarz  ilgiyi, sevgiyi şekilsel bulmuyor. Burada bir tutarsızlık, dengesizlik yok mu?
Bu ibadet şeklini ilkel bir tapınma modeli gibi görenler çıkabilir. Ama unutmamak gerekir ki ne kadar teknolojimiz ilerlese de, uzaya da çıksak bizler ilkel insanlarız Yaratıcının gözünde. O kadar ilkeliz ki bizim ilkel olduğumuzu bildiği için bize et yemeği bile yasaklamıyor. Bu başka bir konudur ama bunu büyüklük taslamamamız için örnek veriyorum. İnsanlar nedense kendi bedenlerini o kadar yüceltiyor ve hayatın merkezine koyuyor ki, maalesef olaylara hep kendi bakış açısıyla bakıyor ve bu noktada çok hatalar yapıyor. Çoğu olayda Yaratıcının gözünden bizlere bakmayı öğrenebilirsek sorun kalmayacaktır. Ama maalesef nefsimiz bizi oradan bakmamıza engel oluyor.

Bu tapınma şeklini ilkel gören, bu yüzden benimsemek istemeyenler, 4000 yıl önceki insanların pipetle bira ve herhangi bir içeçek içtiklerinin taş resmini görseler, bu ilkel bir davranıştır, biz pipet kullanmayalım demeyeceklerdir. Ki pipetle içki içerken yapılmış birçok tarihi eser var, konu dağılmasın diye bu konu altında  yayınlamıyorum. Ama tapınma şekline gelince nedense insanlar ilkel bulup, bunu kendilerine yakıştıramıyorlar. Konu din olunca ister Ateist olsun, ister gerçeğe ulaştığını iddia eden kimse olsun nedense bir takım önyargılarını yıkamıyor…

Birçok tarihi belgede güneşe, aya, taşa secde eden insan resimleri görmüşüzdür. Bu resimleri gören insanlarda, nedense daima bu putperest insanlardan sonra secde etmek ortaya çıktı gibi bir algı oluşur. Tam aksine putperest insanlarla beraber çıkmış bir eylem değildi, yukarda Ayetlerini yazdığım gibi Adem’den bu tarafa zaten vardı.
27:24 “Onu ve halkını Allah’ın dışında güneşe secde eder buldum. Şeytan onların işlerini kendilerine süslemiş ve onları yoldan çıkarmış ve bu yüzden doğruyu görmüyorlar.”
Yukardaki Ayette de görüyoruz ki zaten var olan bir eylem yanlış arayışlar, yönelişler sonucu güneşe, aya, taşa, kişilere secde şekline dönüşüyor. Bu yönelişlerin sebebi “ görmediğim bir şeye inanmaktansa görebildiğim bir şeye inanırım” düşüncesi yada “ görmediğiniz şeylere inanmayın, güç ve yönetim bendedir, bana tapın” diyen hükümdarlar, krallardır. Sebebler toplumların yaşadığı ortam ve koşullara göre çoğaltılabilir.

secde

Yukardaki 2. Resim Milattan önce 1500 yıllarında ki toplumların boyun eğme, secde şekli. Akhenaton’un babası 3. Amenhotep dönemi. Asırlar öncesinin ibadet yöntemlerini, o dönemlerde yapılan taş resimleri, çizimleri, yazıları sayesinde öğrenebiliyoruz. Allah insanların gelişim aşamasını öyle ahenkli şekilde ayarlamış ki, bize gerekli olan bilgileri taş kayıtlardan alabiliyoruz. Bu bizim için büyük bir nimettir. Bana göre mumyalama ilminin çeşitli toplumlara Allah tarafından öğretilmesinde bile günümüz insanları için bir nimet vardır. Tarihi araştırırken Kuran’ı da okumuş olmam sebebiyle zincirleri birbirine ekleyip, çok ilginç sonuçlara varabiliyorum. Düşünsenize insanın gelişim aşamasında taşları kullanmak yerine direk kağıdı bulup, tüm kayıtların kağıt üzerine yapıldığını ve asırlar içersinde bu kağıtların bozularak yada yakılarak yok olduğunu. Yada güç sahipleri tarafından yok edildiğini. Sanırım taş yerine kağıt kullanılmış olsaydı şu an bildiğimiz birçok bilgiyi bilemiyor olacaktık.

secde2

Bütün kralların, hükümdarların Tanrı yapıldığı ve “ Tanrı’nın Oğlu” “Tanrı’nın Kızı” gibi ünvanlar ile birçok Tanrı’nın oluşturulduğu bu dönemlerde bir Tek Tanrı inanışı başlamıştır. Başlamıştır derken yeni sıfırdan bir oluşum değil, o toplum içersindeki bir yeni başlangıçtır. Yoksa o dönemlerden öncede Tek Tanrı inanışı vardı. Bu Tek Tanrı inanışını başlatan Akhenaton sadece dinde reform yapmaya çalışmış ve Amon Rahipleri ile büyük bir mücadele yaşamıştır. Topraklarının küçülmesi uğruna barışçıl bir tutum sergilemiş ve tek hedefini Tek Tanrı inanışını yaymak olarak belirlemiştir. Onun yaptığı ve yapmaya çalıştığı şeyleri, öldükten sonra Amon Rahipleri tarihten silmeye çalışmış ve Akhenaton’un mücadelesi onun ölümüyle son bulmuştur. Onun mücadelesini asırlar sonra kendi kurduğu Amarna şehrinin kalıntılarının bulunması ve taş kayıtların, hiyerogliflerin, papirusların okunması yoluyla öğreniyoruz. Bir çok tarihi belge maalesef İngiliz, Fransız, İtalyan, Alman vb. ülkelerin arşivlerinde bulunmaktadır ve sadece bizim bilmemizi istedikleri bilgiyi bizlere sunmaktadır. Birçok belgeyi ancak kurdukları web sitelerine paralı üyelik açarak 50 Euro ve yukarısı rakamlar ödeyerek görebiliriz.

namaz

Bu 4. Resimde Tek Tanrı inanışını kurmaya çalışan Akhenaton’un 2. Kızını kıyam, rüku, secde yaparken görüyoruz. Mavi çizgili alan. O dönemde tapınaklarda sınıf ayrımı yapmadan işçi, çiftçi, kraliyet ailesi topluca ibadet ediyorlardı. Hatta ibadetten önce abdest aldıkları bile yazıyor bazı yazılarda.

Bu resimde de görüleceği üzere kıyam, rüku, secde Kuran indirildikten sonra birdenbire çıkıvermiş bir tapınma şekli değildir. Zaten Allah ayetlerinde önceki kitap verilenlere de neleri emrettiğini sıralarken namazı da emrettiğini söylüyor. Bu tapınma şekli uydurma rivayetler ile uydurulmuş bir tapınma şekli de değildir. Bu tapınma şekli binlerce yıldan beri varolan insanların tapınma şekliydi. Kuran da namazın detaylarının olmaması bu yüzdendir. İnsanlar zaten nasıl secde edeceğini, tapınacağını biliyordu. O zamanki putperestler de muhtemelen putlarının önünde bu şekilde tapınıyordu. Aynen ondan binlerce yıl önceki putperestlerin yaptığı gibi…

Nakhthorheb_praying_A94_mg_8642

Nakhthorheb dizlerinin üstüne çökmüş dua ediyor, belki yalvarıyor, belki ekinler için su diliyor İlahından. Ne istediğini, ne söylediğini bilemiyoruz. Allah zaten dileklerimizin, dualarımızın, yalvarışlarımızın kişiye özgü olmasını istiyor. Herkesin algısı, duyguları, istekleri ayrı ayrıdır. Herkes kendi kültürüne, kendi duygu dünyasına göre yaşar dinini. Yalnız burada yanlış olan Nakhthorheb, Allah’a değil, Allah’a ortak koştuğu Hermapolis tanrısına tapınıyor. Ama belki de tarihi kasıtlı olarak yanlış yazan tarihçiler yüzünden öyle sanıyoruz. En doğruyu Allah bilir. Milattan önce 350 yılları…

p142

Bu resim 1850 yıllarında Fransız Ressam Sidney Edward Paget tarafından çizilmiş. Bir akşam namazı. Göreceğimiz üzere tarihi yolculuğumuzda birçok şey değişmeden kalabilmiş.

Burada önemli olan şey eğer Allah’ın istemediği, onaylamadığı bir tapınma şekli olsaydı Allah indirdiği son Kitabında bu konuya değinerek mutlaka buna son verirdi. Diğer onaylamadığı birçok şeyi sonlandırdığı gibi…Kesin yasak ve emirler ile bazı uygulamaları bitirdiği gibi…

Allah’ın tek bir cümlesine bakar. “ Ey İnananlar! Beni anmak, bana saygıda bulunmak için karşımda tuhaf tuhaf hareketler yapıyorsunuz, eğilip, kapanıyorsunuz, bundan vazgeçin!!!”

Ama binlerce yıldır bunu yapmadı. O zaman nasıl bu tapınma şeklini göz ardı edebiliriz.

Allah Kitabını indirirken geçen yıllar içersinde, farklı zaman dilimlerinde, Kuran’ın başından sonuna kadar her alanında sık sık, secdeden, eğilmekten, kapanmaktan, tesbih etmekten bahsediyor. Sadece Kitabın sonunda değil veya başında değil, tüm Kuran’ı okuduğumuzda görüyoruz ki Kuran’ın tamamına yayılmış şekilde bundan bahsediliyor. Yani sonunda bir kere bahsedip de, bu yanlış bir uygulama ise zaman kalmamış veya değinilememiş bir konu değil. Peygamberimiz ve etrafındaki inananlar yıllar içersinde bu şekilde ibadet ediyorlardı ki bunu yapmayın, etmeyin gibi bir uyarı yapılmıyor Allah tarafından. Herşeyi bilen, gören, işiten bir Yaratıcımız olduğuna inanıyoruz ama Kitabında binlerce yıl öncesinin olaylarını anlatan ve o olaylardan ibret almamızı istediği için Kitabımızda o olaylara yer verdiğini düşündüğümüz halde, binlerce yıl önceki insanların yaptığı yanlış bir uygulamayı Yaratıcımızın düzeltmediğini, yasaklamadığını düşünüyoruz. Eğer böyle düşünülüyorsa burada büyük bir hata var. Eğer Kitabımızın son Kitap olduğuna inanıyorsak ki inanıyoruz, son Kitap her yanlışın son bulduğu, son nokta olmalıdır ve öyledir de.

Allah son Kitabında son noktayı koymuştur. Allah’ın sık sık kendisine inanılmasını istemesinin nedeni budur. Size zararı yada faydası olmayan şeyleri İlah edinmeyin demesinin nedeni budur. Çünkü fıtratımızdan kodlanmış tapınma isteğimizden dolayı, gelin bana tapının ancak ben çare olurum sizin isteklerinize, acizliklerinize diyor. Ancak bana yalvarın diyor, benden isteyin diyor. O tapındığınız güneşler, aylar, taşlar yada kişiler size yardım edemez, ben yapabilirim ancak diyor…

Bazı kişiler diyebilir, biz zaten hergün Allah’ı anıyoruz, şükrediyoruz, O’ndan yardım istiyoruz, yürürken, otururken, çalışırken. Tabii ki sizler koltuğa uzanmış kahvenizi içiyorken yada domates doğrarken Allah’ı anıp, şükredip, yardımlar isteyip, dualar edip, tövbeler edebilirsiniz.

Ama sizin değişik şekillerde yaptığınız Allah’ı anma törenini neden başka bir insan eğilip, kapanarak yapamasın. Neden bireysel bir ibadeti insanlar dört duvar arasında yapmaya çalışıyorken, Allah’a bu şekilde yaklaştığını düşünüyorken, o dört duvar arasına saldırılıp, taciz edilsin.

Dinimizi doğru anlamak, yaşamak noktasında tabii ki bize öğretilen yada dayatılan şeyleri sorgulamalıyız. Ama bu sorgulamaları kendi kendimize yapmak en doğru hareket olacaktır. Başka insanların yazı, makale, konuşmalarından etkilenmek ben bu konuda bir çıkış noktası arıyorum demek anlamına gelebilir çoğu zaman. Doğruyu aramak yolunda nefsinin onayladığı doğruları kabul edip, nefsinin onaylamadığı doğruları görmezden gelmek atalar dinini sorgulamak değil nefsine yenik düşmektir.

Mezheplerin namaz konusunda çeşitlilik göstermesi namazın uyduruk rivayetler ile ortaya çıkıvermiş bir ibadet olduğunu değil, Peygamberimizin namaz esnasında birçok değişik hareketi yaptığını ve namazı kalıplara sığdırmamamız gerçeğini gösterir bize. Yani bir serbestlik getirir hareketlerde.

Ayrıca, Allah ayetlerinde diyor “Yarattığım tüm canlılar beni tesbih eder sizin bilmediğiniz şekilde”. Yani bu ayetler varken kalkıp da yok kuşlar nasıl yapıyor, yok ağaçlar nasıl yapıyor diye sormanın hiçbir alemi yok. Allah diyor işte” sizin bilmediğiniz şekilde” diye. Nasıl tesbih ettiğini Allah bilir, o kadar!!! Herkes bulunduğu çağın algısına göre bazı şeyleri anlar veya anlayamaz. Belki bundan 300 yıl sonra o çağda yaşayanların anlayabileceği şeyleri şimdiden Allah “bilemezsiniz” dediği halde irdelemenin bir anlamı yok. İlla bileceğim diye tutturulursa tabii ki geçmişte yapılan hatalar tekerrür eder ve geçmişte hata yapan insanların yaptıklarını bizde yapıyor oluruz.

Yukarıda verdiğim antik Mısıra ait resimlere bakanlar şöyle itiraz getirebilirler. Bu secde eden, dua eden, namaz kılanlar güneşe aya tapanlardır, onlara tapınırken resmedilmiş diyebilirler. Ancak aşağıda ayette de göreceğiniz üzere güneşe, aya tapanların olduğu zamanlarda zaten Allah inancı da vardı. Aynen Mekke müşriklerinin yaptığı gibi. Hem Allah’a inanıyoruz diyorlardı hemde gidip putlara, heykellere tapıyorlardı.

Neml-22: Ama çok geçmeden Hüthüt çıkageldi. Dedi ki: Senin bilmediğin bir şey öğrendim.

Sana Sebe’den doğru bir haber getirdim.

Neml-23: Onlara hükümdarlık yapan bir kadın buldum; kendisine çok imkân verilmiş, onun büyük bir tahtı var!

Neml-24: Halkını ve onu, Allah’ın dışında Güneş’e secde ediyorlarken gördüm. Şeytan onlara işlerini süslemiş, onları doğru yoldan çevirmiş. Bu yüzden onlar doğru yolu bulamıyorlar!”

Neml-25: Allah’a secde etmeleri gerekmez miydi? Göklerde ve yeryüzünde gizleneni ortaya çıkaran ve gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilen, O Allah’a!..

Gördüğünüz gibi hükümdar olan bu kadın muhtemelen antik Mısır veya civarlarından bir hükümdar. Çünkü o dönemlerde kadınlar hükümdar olabiliyordu, kadınlar yönetimde bulunuyordu. Neml 24 de Allah’ın dışında diyor. Buradan anlaşılıyorki o dönemde Allah, peygamberler vasıtasıyla o dönem toplumunu uyarmış, o döneme de sistemini kurmuş aslında. Ama yoldan çıkanlar, sapanlar olmuş.

Muhtemelen yukarıda bahsettiğim Sebe halkından çok uzaklarda bir yerde başka toplumda da aynı sorunlar yaşanmaktaydı. O topluma da Allah dinini indirmişti ama bir türlü saptıkları yollardan geri dönüş yapamıyorlardı. O toplumda da çok tanrılardan tek tanrıya geçiş yapamıyorlardı. İnsanlar alışkanlıklarından, geleneklerinden kopamıyorlardı.

Nuh- 23: Dediler ki: “Sakın ilâhlarınızı bırakmayın. Ve sakın bırakmayın;

ne Vedd’i (aşk tanrısını), ne Suvâ’ı (nesli verdiği sanılan putları), ne Yeğus’u (yağmur tanrısını),

ne Yeûk’u (kuvvet tanrısını) ve ne de Nesr’i (gök tanrısını).”

Nuh-24 : “Çok kişiyi saptırdılar. Öyleyse, sen de zalimlerin şaşkınlığını arttır.”

Sonuç olarak Allah insanı yarattı ve ayetinde de söylediği gibi uyarıcılar, elçiler göndererek yarattığı insanın doğru yolu bulması için gelişim süreçlerini de göz önünde bulundurarak sistemini kurdu. Bizim üzerimize düşen de Kuran’ı sadece okumakla kalmayıp Allah’ı anlamaktır.

Görüyorum ki birçok kişi tamam Kuran’ı okudum anladım diyor ama okuduğu Kuran’dan Allah’ı anlamak çabasına hiç girmiyor, bu yüzden de bazen şahit oluyoruz ki 4-5 kez belki de daha fazla okumuş bir insan Allah’ı anlayamadığı için O’na olmayacak yakıştırmalar yapıyor ve yaptığının farkında değil. Kuran’dan ne anladığımızı kendi kendimize yorumlarken Allah’ı ve sıfatlarını da göz önünde bulundurarak sonuçlara varmalıyız. Yoksa birçok İlahiyat konusunda uzmanlaşmış kişilerin bile düştüğü hatalara düşmemiz çok doğaldır. Hatalara düşülmesinin de bir imtihan olduğunu düşünüyorum, sonuçta Allah inandım, güvendim demekle bizi bırakmayacak. Son nefesimizi verene kadar türlü imtihanlardan geçeceğimizi bilerek bir konu hakkında vardır yada yoktur demenin sorumluluğunu taşımalıyız üzerimizde. Bizlerin vardır yada yoktur dememizin sorumluluğu, bu konuları başka kişilere açıkladığımızda daha da önem arzediyor. Çünkü olur ya vardır yada yoktur dediğimiz bir konuyu belki 2-3 yıl sonra yanlış olduğunu anladığımızda, bu konuda kesin konuşmuş ve inandırmış olduğumuz tüm kişileri tek tek bulup onlara yanıldığımızı söylemek yükümlülüğü doğmuş olur. Bu da çoğu zaman mümkün olamayacağı için derin düşünüp, araştırıp %100 doğru olduğuna kanaat getirerek konuşmalıyız…

Ben Varım

Gün ışığı görmeden yok olup gitmesine gönlüm razı olmadığı için, bir şiirime video hazırladım.
İlk bakışta bir aşk şiiri gibi görünsede benim için başka anlamlar içeriyor…

This entry was posted on 8 Nisan 2014. 1 Yorum