Salat Ve Namaz Hakkında

Namaz konusunda kafası karışan yada kasıtlı/kasıtsız karıştırılmak istenen kişileri kısa tarihi bir yolculuğa çıkarmak istedim. Bu yolculuğa Adem’den başlayarak, başka toplumlara da bakıp, günümüze kadar geleceğiz.
2:34 Meleklere, “Adem’e secde edin,” dedik. İblis hariç hepsi secde ettiler, o ise diretti, büyüklük tasladı ve nankörlük etti.
Bu Ayet ile tarihimizin en başlangıç (bizim bilebildiğimiz kadarı ile) noktasına gidiyoruz. Secde kelimesinin ne olduğunu henüz bilemiyoruz ama secde etmemenin kibirlenmek ve nankörlük olduğunu görebiliyoruz Allah nezdinde. Allah yarattığı canlıların bir hiyerarşi içersinde yaşamasını istiyor besbelli. Yarattığı varlıklar içersinde insanı en üstün kıldığı içinde diğer varlıkların Adem’e secde etmesini istiyor. Bu hiyerarşiye göre Adem ve insan topluluklarının da yaratıcısına secde etmesi gerekiyor diğer O’na secde edenler ile birlikte. Bu ayetten sonra gelen ayetlerden anlıyoruz ki Allah Adem’e bir takım kelimeler öğretip, yeryüzü için hazırlıyor.
2:38 “Oradan topluca ininiz,” dedik, “Benden size bir yol gösterici geldiği zaman, o yol göstericiye uyanlar için artık bir korku yok ve onlar üzülmeyecekler.”
Adem bu anlarda secde etmeyi öğrendi, tövbe etmeyi öğrendi, yeryüzünde yaşamak için hazır ama henüz Allah’ın sistemini tam olarak öğrenemedi, tüm her şeyi öğrenmek ve uygulamak için kendisine gönderilecek yol göstericiyi bekleyecek. Bu yol gösterici vahiy de olabilir, bir elçi de olabilir. Bunun nasıl gerçekleşmiş olabileceğini kesin bilemiyoruz.
Aşağıda tarih sırasına göre yerleştirdiğim resimler Milattan önce 15. Asırdan, Milattan sonra 1850 yıllarına kadar bir yolculuğa çıkaracak bizi. Belki Milattan önce 350 yılları ve Milattan sonra 1850 yılları arasında bir boşluk varmış gibi düşünebilirsiniz. Ama o boşluk olduğunu düşündüğünüz asırlara Musa ve İsa Peygamberleri ve adını bildiğimiz yada bilmediğimiz nice Peygamberleri yerleştirirseniz sorun kalmayacaktır. Zira Muhammet Peygambere gelen vahiy ve önceki Peygamberlere gelen vahiy aynı vahiylerdi ve kaynak aynı kaynaktı, yani Allah’tı. Ve Allah bir çok ayette daha önce Kitap verilen yada verilmeyen tüm Peygamberlere gelen vahiylerin aynı sisteme hizmet ettiğini anlatıyor bizlere.

3:43 “Meryem, Rabbine teslim ol, secdeye kapan, eğilenlerle birlikte eğil.”
15. asırdan geriye yani Adem’e kadar olan asırlara da Nuh Peygamber ve adını bilmediğimiz nice Peygamberleri yerleştirebiliriz.
Secde kelimesinin başka anlamlara gelebileceğini düşünenler olabilir. Ama Kuran’da Ayetleri incelediğimizde görüyoruz ki birçok yerde secde ve eğilmek, kapanmak kelimeleri aynı cümle içersinde kullanılıyor. Allah Ayetlerin de Musa’nın, İbrahim’in yüzüstü, çene üstü kapandığını söylüyor. Bunları dikkate almayacak olursak bir kapanmak fiili başka nasıl olabilir. Secde etmek demek, boyun eğmek demek, senin benden üstün olduğunu kabul ediyorum demek, sana inanıyorum demek, sana saygıyla eğiliyorum demek. Bu fiili insan vücuduna yaptırmak sadece eğilmek şeklinde olabilir. Tarihi incelediğimizde birçok Kralın, Padişahın önünde tüm bu anlamları yükleyerek yere kapanmak anormal gelmiyorken, neden Yaratıcının önünde kapanmak anormal geliyor insanlara. Sonuçta bu fiil binlerce yıldan beri süre gelen insan bedeninin bir  ifade şekli. Bizler duygu ve düşüncelerimizi anlatırken çoğu zaman beden dilini kullanırız. İnsanlar çocuğuna, eşine, annesine, babasına vs. sevgisini gösterirken sadece ağzından çıkacak güzel kelimelerle değil sarılarak, öperek de gösterir. Zira bu namaz konusunu şekilsel gören birçok kişi nedense, yakınlarına gösterdiği bu tarz  ilgiyi, sevgiyi şekilsel bulmuyor. Burada bir tutarsızlık, dengesizlik yok mu?
Bu ibadet şeklini ilkel bir tapınma modeli gibi görenler çıkabilir. Ama unutmamak gerekir ki ne kadar teknolojimiz ilerlese de, uzaya da çıksak bizler ilkel insanlarız Yaratıcının gözünde. O kadar ilkeliz ki bizim ilkel olduğumuzu bildiği için bize et yemeği bile yasaklamıyor. Bu başka bir konudur ama bunu büyüklük taslamamamız için örnek veriyorum. İnsanlar nedense kendi bedenlerini o kadar yüceltiyor ve hayatın merkezine koyuyor ki, maalesef olaylara hep kendi bakış açısıyla bakıyor ve bu noktada çok hatalar yapıyor. Çoğu olayda Yaratıcının gözünden bizlere bakmayı öğrenebilirsek sorun kalmayacaktır. Ama maalesef nefsimiz bizi oradan bakmamıza engel oluyor.

Bu tapınma şeklini ilkel gören, bu yüzden benimsemek istemeyenler, 4000 yıl önceki insanların pipetle bira ve herhangi bir içeçek içtiklerinin taş resmini görseler, bu ilkel bir davranıştır, biz pipet kullanmayalım demeyeceklerdir. Ki pipetle içki içerken yapılmış birçok tarihi eser var, konu dağılmasın diye bu konu altında  yayınlamıyorum. Ama tapınma şekline gelince nedense insanlar ilkel bulup, bunu kendilerine yakıştıramıyorlar. Konu din olunca ister Ateist olsun, ister gerçeğe ulaştığını iddia eden kimse olsun nedense bir takım önyargılarını yıkamıyor…

Birçok tarihi belgede güneşe, aya, taşa secde eden insan resimleri görmüşüzdür. Bu resimleri gören insanlarda, nedense daima bu putperest insanlardan sonra secde etmek ortaya çıktı gibi bir algı oluşur. Tam aksine putperest insanlarla beraber çıkmış bir eylem değildi, yukarda Ayetlerini yazdığım gibi Adem’den bu tarafa zaten vardı.
27:24 “Onu ve halkını Allah’ın dışında güneşe secde eder buldum. Şeytan onların işlerini kendilerine süslemiş ve onları yoldan çıkarmış ve bu yüzden doğruyu görmüyorlar.”
Yukardaki Ayette de görüyoruz ki zaten var olan bir eylem yanlış arayışlar, yönelişler sonucu güneşe, aya, taşa, kişilere secde şekline dönüşüyor. Bu yönelişlerin sebebi “ görmediğim bir şeye inanmaktansa görebildiğim bir şeye inanırım” düşüncesi yada “ görmediğiniz şeylere inanmayın, güç ve yönetim bendedir, bana tapın” diyen hükümdarlar, krallardır. Sebebler toplumların yaşadığı ortam ve koşullara göre çoğaltılabilir.

secde

Yukardaki 2. Resim Milattan önce 1500 yıllarında ki toplumların boyun eğme, secde şekli. Akhenaton’un babası 3. Amenhotep dönemi. Asırlar öncesinin ibadet yöntemlerini, o dönemlerde yapılan taş resimleri, çizimleri, yazıları sayesinde öğrenebiliyoruz. Allah insanların gelişim aşamasını öyle ahenkli şekilde ayarlamış ki, bize gerekli olan bilgileri taş kayıtlardan alabiliyoruz. Bu bizim için büyük bir nimettir. Bana göre mumyalama ilminin çeşitli toplumlara Allah tarafından öğretilmesinde bile günümüz insanları için bir nimet vardır. Tarihi araştırırken Kuran’ı da okumuş olmam sebebiyle zincirleri birbirine ekleyip, çok ilginç sonuçlara varabiliyorum. Düşünsenize insanın gelişim aşamasında taşları kullanmak yerine direk kağıdı bulup, tüm kayıtların kağıt üzerine yapıldığını ve asırlar içersinde bu kağıtların bozularak yada yakılarak yok olduğunu. Yada güç sahipleri tarafından yok edildiğini. Sanırım taş yerine kağıt kullanılmış olsaydı şu an bildiğimiz birçok bilgiyi bilemiyor olacaktık.

secde2

Bütün kralların, hükümdarların Tanrı yapıldığı ve “ Tanrı’nın Oğlu” “Tanrı’nın Kızı” gibi ünvanlar ile birçok Tanrı’nın oluşturulduğu bu dönemlerde bir Tek Tanrı inanışı başlamıştır. Başlamıştır derken yeni sıfırdan bir oluşum değil, o toplum içersindeki bir yeni başlangıçtır. Yoksa o dönemlerden öncede Tek Tanrı inanışı vardı. Bu Tek Tanrı inanışını başlatan Akhenaton sadece dinde reform yapmaya çalışmış ve Amon Rahipleri ile büyük bir mücadele yaşamıştır. Topraklarının küçülmesi uğruna barışçıl bir tutum sergilemiş ve tek hedefini Tek Tanrı inanışını yaymak olarak belirlemiştir. Onun yaptığı ve yapmaya çalıştığı şeyleri, öldükten sonra Amon Rahipleri tarihten silmeye çalışmış ve Akhenaton’un mücadelesi onun ölümüyle son bulmuştur. Onun mücadelesini asırlar sonra kendi kurduğu Amarna şehrinin kalıntılarının bulunması ve taş kayıtların, hiyerogliflerin, papirusların okunması yoluyla öğreniyoruz. Bir çok tarihi belge maalesef İngiliz, Fransız, İtalyan, Alman vb. ülkelerin arşivlerinde bulunmaktadır ve sadece bizim bilmemizi istedikleri bilgiyi bizlere sunmaktadır. Birçok belgeyi ancak kurdukları web sitelerine paralı üyelik açarak 50 Euro ve yukarısı rakamlar ödeyerek görebiliriz.

namaz

Bu 4. Resimde Tek Tanrı inanışını kurmaya çalışan Akhenaton’un 2. Kızını kıyam, rüku, secde yaparken görüyoruz. Mavi çizgili alan. O dönemde tapınaklarda sınıf ayrımı yapmadan işçi, çiftçi, kraliyet ailesi topluca ibadet ediyorlardı. Hatta ibadetten önce abdest aldıkları bile yazıyor bazı yazılarda.

Bu resimde de görüleceği üzere kıyam, rüku, secde Kuran indirildikten sonra birdenbire çıkıvermiş bir tapınma şekli değildir. Zaten Allah ayetlerinde önceki kitap verilenlere de neleri emrettiğini sıralarken namazı da emrettiğini söylüyor. Bu tapınma şekli uydurma rivayetler ile uydurulmuş bir tapınma şekli de değildir. Bu tapınma şekli binlerce yıldan beri varolan insanların tapınma şekliydi. Kuran da namazın detaylarının olmaması bu yüzdendir. İnsanlar zaten nasıl secde edeceğini, tapınacağını biliyordu. O zamanki putperestler de muhtemelen putlarının önünde bu şekilde tapınıyordu. Aynen ondan binlerce yıl önceki putperestlerin yaptığı gibi…

Nakhthorheb_praying_A94_mg_8642

Nakhthorheb dizlerinin üstüne çökmüş dua ediyor, belki yalvarıyor, belki ekinler için su diliyor İlahından. Ne istediğini, ne söylediğini bilemiyoruz. Allah zaten dileklerimizin, dualarımızın, yalvarışlarımızın kişiye özgü olmasını istiyor. Herkesin algısı, duyguları, istekleri ayrı ayrıdır. Herkes kendi kültürüne, kendi duygu dünyasına göre yaşar dinini. Yalnız burada yanlış olan Nakhthorheb, Allah’a değil, Allah’a ortak koştuğu Hermapolis tanrısına tapınıyor. Ama belki de tarihi kasıtlı olarak yanlış yazan tarihçiler yüzünden öyle sanıyoruz. En doğruyu Allah bilir. Milattan önce 350 yılları…

p142

Bu resim 1850 yıllarında Fransız Ressam Sidney Edward Paget tarafından çizilmiş. Bir akşam namazı. Göreceğimiz üzere tarihi yolculuğumuzda birçok şey değişmeden kalabilmiş.

Burada önemli olan şey eğer Allah’ın istemediği, onaylamadığı bir tapınma şekli olsaydı Allah indirdiği son Kitabında bu konuya değinerek mutlaka buna son verirdi. Diğer onaylamadığı birçok şeyi sonlandırdığı gibi…Kesin yasak ve emirler ile bazı uygulamaları bitirdiği gibi…

Allah’ın tek bir cümlesine bakar. “ Ey İnananlar! Beni anmak, bana saygıda bulunmak için karşımda tuhaf tuhaf hareketler yapıyorsunuz, eğilip, kapanıyorsunuz, bundan vazgeçin!!!”

Ama binlerce yıldır bunu yapmadı. O zaman nasıl bu tapınma şeklini göz ardı edebiliriz.

Allah Kitabını indirirken geçen yıllar içersinde, farklı zaman dilimlerinde, Kuran’ın başından sonuna kadar her alanında sık sık, secdeden, eğilmekten, kapanmaktan, tesbih etmekten bahsediyor. Sadece Kitabın sonunda değil veya başında değil, tüm Kuran’ı okuduğumuzda görüyoruz ki Kuran’ın tamamına yayılmış şekilde bundan bahsediliyor. Yani sonunda bir kere bahsedip de, bu yanlış bir uygulama ise zaman kalmamış veya değinilememiş bir konu değil. Peygamberimiz ve etrafındaki inananlar yıllar içersinde bu şekilde ibadet ediyorlardı ki bunu yapmayın, etmeyin gibi bir uyarı yapılmıyor Allah tarafından. Herşeyi bilen, gören, işiten bir Yaratıcımız olduğuna inanıyoruz ama Kitabında binlerce yıl öncesinin olaylarını anlatan ve o olaylardan ibret almamızı istediği için Kitabımızda o olaylara yer verdiğini düşündüğümüz halde, binlerce yıl önceki insanların yaptığı yanlış bir uygulamayı Yaratıcımızın düzeltmediğini, yasaklamadığını düşünüyoruz. Eğer böyle düşünülüyorsa burada büyük bir hata var. Eğer Kitabımızın son Kitap olduğuna inanıyorsak ki inanıyoruz, son Kitap her yanlışın son bulduğu, son nokta olmalıdır ve öyledir de.

Allah son Kitabında son noktayı koymuştur. Allah’ın sık sık kendisine inanılmasını istemesinin nedeni budur. Size zararı yada faydası olmayan şeyleri İlah edinmeyin demesinin nedeni budur. Çünkü fıtratımızdan kodlanmış tapınma isteğimizden dolayı, gelin bana tapının ancak ben çare olurum sizin isteklerinize, acizliklerinize diyor. Ancak bana yalvarın diyor, benden isteyin diyor. O tapındığınız güneşler, aylar, taşlar yada kişiler size yardım edemez, ben yapabilirim ancak diyor…

Bazı kişiler diyebilir, biz zaten hergün Allah’ı anıyoruz, şükrediyoruz, O’ndan yardım istiyoruz, yürürken, otururken, çalışırken. Tabii ki sizler koltuğa uzanmış kahvenizi içiyorken yada domates doğrarken Allah’ı anıp, şükredip, yardımlar isteyip, dualar edip, tövbeler edebilirsiniz.

Ama sizin değişik şekillerde yaptığınız Allah’ı anma törenini neden başka bir insan eğilip, kapanarak yapamasın. Neden bireysel bir ibadeti insanlar dört duvar arasında yapmaya çalışıyorken, Allah’a bu şekilde yaklaştığını düşünüyorken, o dört duvar arasına saldırılıp, taciz edilsin.

Dinimizi doğru anlamak, yaşamak noktasında tabii ki bize öğretilen yada dayatılan şeyleri sorgulamalıyız. Ama bu sorgulamaları kendi kendimize yapmak en doğru hareket olacaktır. Başka insanların yazı, makale, konuşmalarından etkilenmek ben bu konuda bir çıkış noktası arıyorum demek anlamına gelebilir çoğu zaman. Doğruyu aramak yolunda nefsinin onayladığı doğruları kabul edip, nefsinin onaylamadığı doğruları görmezden gelmek atalar dinini sorgulamak değil nefsine yenik düşmektir.

Mezheplerin namaz konusunda çeşitlilik göstermesi namazın uyduruk rivayetler ile ortaya çıkıvermiş bir ibadet olduğunu değil, Peygamberimizin namaz esnasında birçok değişik hareketi yaptığını ve namazı kalıplara sığdırmamamız gerçeğini gösterir bize. Yani bir serbestlik getirir hareketlerde.

Ayrıca, Allah ayetlerinde diyor “Yarattığım tüm canlılar beni tesbih eder sizin bilmediğiniz şekilde”. Yani bu ayetler varken kalkıp da yok kuşlar nasıl yapıyor, yok ağaçlar nasıl yapıyor diye sormanın hiçbir alemi yok. Allah diyor işte” sizin bilmediğiniz şekilde” diye. Nasıl tesbih ettiğini Allah bilir, o kadar!!! Herkes bulunduğu çağın algısına göre bazı şeyleri anlar veya anlayamaz. Belki bundan 300 yıl sonra o çağda yaşayanların anlayabileceği şeyleri şimdiden Allah “bilemezsiniz” dediği halde irdelemenin bir anlamı yok. İlla bileceğim diye tutturulursa tabii ki geçmişte yapılan hatalar tekerrür eder ve geçmişte hata yapan insanların yaptıklarını bizde yapıyor oluruz.

Yukarıda verdiğim antik Mısıra ait resimlere bakanlar şöyle itiraz getirebilirler. Bu secde eden, dua eden, namaz kılanlar güneşe aya tapanlardır, onlara tapınırken resmedilmiş diyebilirler. Ancak aşağıda ayette de göreceğiniz üzere güneşe, aya tapanların olduğu zamanlarda zaten Allah inancı da vardı. Aynen Mekke müşriklerinin yaptığı gibi. Hem Allah’a inanıyoruz diyorlardı hemde gidip putlara, heykellere tapıyorlardı.

Neml-22: Ama çok geçmeden Hüthüt çıkageldi. Dedi ki: Senin bilmediğin bir şey öğrendim.

Sana Sebe’den doğru bir haber getirdim.

Neml-23: Onlara hükümdarlık yapan bir kadın buldum; kendisine çok imkân verilmiş, onun büyük bir tahtı var!

Neml-24: Halkını ve onu, Allah’ın dışında Güneş’e secde ediyorlarken gördüm. Şeytan onlara işlerini süslemiş, onları doğru yoldan çevirmiş. Bu yüzden onlar doğru yolu bulamıyorlar!”

Neml-25: Allah’a secde etmeleri gerekmez miydi? Göklerde ve yeryüzünde gizleneni ortaya çıkaran ve gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilen, O Allah’a!..

Gördüğünüz gibi hükümdar olan bu kadın muhtemelen antik Mısır veya civarlarından bir hükümdar. Çünkü o dönemlerde kadınlar hükümdar olabiliyordu, kadınlar yönetimde bulunuyordu. Neml 24 de Allah’ın dışında diyor. Buradan anlaşılıyorki o dönemde Allah, peygamberler vasıtasıyla o dönem toplumunu uyarmış, o döneme de sistemini kurmuş aslında. Ama yoldan çıkanlar, sapanlar olmuş.

Muhtemelen yukarıda bahsettiğim Sebe halkından çok uzaklarda bir yerde başka toplumda da aynı sorunlar yaşanmaktaydı. O topluma da Allah dinini indirmişti ama bir türlü saptıkları yollardan geri dönüş yapamıyorlardı. O toplumda da çok tanrılardan tek tanrıya geçiş yapamıyorlardı. İnsanlar alışkanlıklarından, geleneklerinden kopamıyorlardı.

Nuh- 23: Dediler ki: “Sakın ilâhlarınızı bırakmayın. Ve sakın bırakmayın;

ne Vedd’i (aşk tanrısını), ne Suvâ’ı (nesli verdiği sanılan putları), ne Yeğus’u (yağmur tanrısını),

ne Yeûk’u (kuvvet tanrısını) ve ne de Nesr’i (gök tanrısını).”

Nuh-24 : “Çok kişiyi saptırdılar. Öyleyse, sen de zalimlerin şaşkınlığını arttır.”

Sonuç olarak Allah insanı yarattı ve ayetinde de söylediği gibi uyarıcılar, elçiler göndererek yarattığı insanın doğru yolu bulması için gelişim süreçlerini de göz önünde bulundurarak sistemini kurdu. Bizim üzerimize düşen de Kuran’ı sadece okumakla kalmayıp Allah’ı anlamaktır.

Görüyorum ki birçok kişi tamam Kuran’ı okudum anladım diyor ama okuduğu Kuran’dan Allah’ı anlamak çabasına hiç girmiyor, bu yüzden de bazen şahit oluyoruz ki 4-5 kez belki de daha fazla okumuş bir insan Allah’ı anlayamadığı için O’na olmayacak yakıştırmalar yapıyor ve yaptığının farkında değil. Kuran’dan ne anladığımızı kendi kendimize yorumlarken Allah’ı ve sıfatlarını da göz önünde bulundurarak sonuçlara varmalıyız. Yoksa birçok İlahiyat konusunda uzmanlaşmış kişilerin bile düştüğü hatalara düşmemiz çok doğaldır. Hatalara düşülmesinin de bir imtihan olduğunu düşünüyorum, sonuçta Allah inandım, güvendim demekle bizi bırakmayacak. Son nefesimizi verene kadar türlü imtihanlardan geçeceğimizi bilerek bir konu hakkında vardır yada yoktur demenin sorumluluğunu taşımalıyız üzerimizde. Bizlerin vardır yada yoktur dememizin sorumluluğu, bu konuları başka kişilere açıkladığımızda daha da önem arzediyor. Çünkü olur ya vardır yada yoktur dediğimiz bir konuyu belki 2-3 yıl sonra yanlış olduğunu anladığımızda, bu konuda kesin konuşmuş ve inandırmış olduğumuz tüm kişileri tek tek bulup onlara yanıldığımızı söylemek yükümlülüğü doğmuş olur. Bu da çoğu zaman mümkün olamayacağı için derin düşünüp, araştırıp %100 doğru olduğuna kanaat getirerek konuşmalıyız…

Reklamlar

3 thoughts on “Salat Ve Namaz Hakkında

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s