Archive | Ocak 2016

Unutturulan Ayetler

Tüm hayatınız boyunca ne sıklıkla karşılaştığınızı bilemiyorum ama benim çoğunlukla gördüğüm, toplumumuzda çok sevilen bir tutum var. Din ile ilgili çok derin araştırma yapmamış, sadece anne- babasından duyduklarıyla dinini yaşamaya çalışan insanların çoğunda “aman evimizde, ailemizde; inanan, ibadetlerini yapan bir kişi bile olsa mutlaka bulunsun” diye düşünülür. Bu kişi evin reisi yada hanımı olabilir. Eğer evin reisi dini ibadetlerini yapmayan biri ise hanımının dindar olmasından mutlu olur. Onu emniyet sibobu gibi görür. Onun yaptığı ibadetlerin kendisine de bir faydası olabileceğini düşünür. Yada tam tersi olsun, evin hanımı dini ibadetlerini yerine getirmesin, evin reisi ibadetlerini yapıyor olsun. Bu seferde evin hanımı kocasının yaptığı ibadetlerden kendisinin de nasipleneceğini, hesabına sevaplar yazılacağını düşünür. Başta da dediğim gibi bu gibi durumlara ne kadar rastladınız bilmiyorum. Ancak iyi bir gözlem yaptığınızda bu durumun ne kadar yaygın olduğunu göreceksiniz. Gözlem yapmanın da püf noktaları var elbette. Gözlem yaparken tamamen objektif olmalısınız. Yani şu benim akrabamdır, şunu görmeyeyim, aman şu kişiyi de çok severim, o ne yaparsa doğru yapar gibi duygularınızı bir tarafa bırakmanız gerekir. Adeta kasaba gitmiş tüm sinir uçlarınızı aldırmış gibi hareket etmeniz en doğru bakış açısını kazandırır size. Bunu yapabildiğiniz andan itibaren sadece yukarıda bahsettiğim terslikten başka diğer göremediğiniz terslikleri de görebileceğinizden emin olabilirsiniz. Bunu yapabilmeyi başarmak; doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, siyah ile beyazı ayırt edebilmenizde mihenk taşı olacaktır.

Tam bu nokta da diyebilirsiniz ki ben bunları başarmak istemiyorum, sevdiklerimle, ailemle, akrabalarımla, arkadaşlarımla iyi ilişkilerim var ve bozulmasını istemiyorum. Tabii ki böyle bir seçim hakkınız var. Ama unutmayın ki bu dünyada imtihan edilmemizin yegane başlık konusu doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, siyah ile beyazı birbirinden ayırt etme sanatını öğrenmemizdir. Ki Yaratıcımız bize yardımcı olacak bir Kitap indirmiştir zaten. Gerçeği inkar edenlere gelecek olan azabı haber versin, gerçeği kabul edenlere de kazanacakları ödülü müjdelesin diye. Başımıza geleceklerden haberimiz yoktu demesin kimse diye. Hangi yöne döneceğini bilemeyenlere bir rehber olsun diye.

En başta örnek verdiğim aile tipinin yanlış veya doğru yolda olduğunu anlamamıza yardım edebilecek tek yardımcı Kitap tabii ki Kuran’dır. Objektif olmaya karar verdikten sonra anlamaya çalışmak için başvuracağımız tek kaynak Kuran olmalıdır. Çünkü örnekteki aile bireyleri tamamen dini bir konudan dini bir çıkarım yaparak kendilerini rahatlatıyor ve boş bir beklenti ile belki de tüm ömürlerini bu şekilde geçirecek. Kısaca evin reisi hanımından, hanımı kocasından nemalanacağını sanıyor. Hesap gününde birbirlerine yardım edeceklerini sanıyorlar. Aracılık yapabileceklerini hayal ediyorlar.

Niyetimiz gerçeğe ulaşmak ise şimdi birde Allah’ın sözlerine bakalım.

Allah Kuran’da birçok yerde hepimizin tek başımıza huzuruna geleceğimizi, hiç kimsenin kimseye yardımcı olamayacağını bildiriyor. Tamamen yapayalnızız. Bu durum yalnızlıktan hoşlanmayan, sürü halinde yaşamaya alışmış, çoğunluğun akış yönüne doğru akmayı alışkanlık haline getirmiş, tek bir birey olmanın sorumluluğunu bir türlü kabullenemeyen, dayanmak için sürekli bir omuz arayan insanlar için felaket bir durum. Ancak kendine güvenen, rehberi Kuran olan, yaptığı hataların yada güzelliklerin sorumluluğunu taşıyabilen ve buna göre muamele görmek isteyen, yaptıklarının karşılığını hardal tanesi kadar bile olsa almak isteyen, tüm ömrünü iyiye, doğruya ulaşmak için harcamış bir kişi için en adaletli olan sahne bu sahnedir. Onu tatmin edecek, kendini güvende hissettirecek, adaletin yerini bulduğunu düşüneceği tek mahkeme bu mahkemedir. İyiliklerinin ödülünü ve geçmişte yapmış olup bir daha yapmamak üzere tövbe ettiği kötülüklerinin affedilip affedilmediğini göreceği en hassas terazi bu terazidir.

Allah Tahrim Suresi 10. Ayette Nuh ve Lut’un eşlerini örnek olarak veriyor. Doğru yoldan saptıkları için, kocaları bilgelik verilen kişiler olsa bile helak edilenlerle beraber helak edildiğini bildiriyor bize. Aracılık kurumu Allah katında onaylanan bir durum olsaydı, hatır- gönül işi araya girseydi bu kadınlar helak edilenler arasında yer almazdı.

Allah’ın kelimeleri tükenmiyor ve 11. Ayette gene örnek veriyor. Bu kez Firavun’un imanlı eşi “beni kurtar” diye yakarıyor Allah’a. Bu yakarıştan anlıyoruz ki gerçeğe ulaşmış, Allah’a gönülden teslim olmuş bir kadın zenginlik, makam, para, mal içinde dahi olsa bulunduğu şartları kabullenip oturamaz. Dünyalık sevgisi Allah’ın sevgisinin önüne geçemez. Adalet duygusunu kocamdır, çocuğumdur, akrabamdır, halkımdır diye içinde sindirip, yanlışa yelken açamaz. Gerçek bir Müslüman (Allah’a teslim olan) yanlışı, kötüyü fark edip, birtakım şeylerini kaybetmemek için sineye çekemez. En yakınlarından zulüm görüyorsa zulme katlanarak, ödülünü ahiret de alacağını sanarak durumunu devam ettiremez. Çoğu insan kafa kesmek, dövmek vs. gibi uğranılan fiziksel şiddetleri zulüm zannediyor. Hayır. Zulüm sadece fiziksel olmaz. Bir ömür boyunca etkilerini birebir iç dünyanızda yaşayacağınız psikolojik şiddet de bir zulümdür. İnsanın kendi kendine yaptığı; gerçeklerle yüzyüze gelmemek, gerçeklerden korkmak, cesaretsizliğinden dolayı bir sürü olumsuz şeyi yüklenmek gibi tutumlar da zulümdür. Allah zalimleri sevmez derken, tüm bunları kastettiğini anlamamız gerekir.

Ben günümüzde sırf kocası bir üst model bulaşık makinesi alsın diye kendinden, dininden taviz veren kadınları gördükçe Firavun’un karısına daha çok saygı duyuyorum. Zenginliğin ve makamın ortasındayken iman ederek başkaldırıp, Allah’a teslim olmak, sadece O’na dayanıp, sığınmak tam da böyle bir şey…

Ve son olarak da gönülden Allah’a yönelen kadınlara örnek olarak Meryem’i işaret ediyor bizlere 12. Ayetinde. Meryem’in yaşadığı çağdaki toplumsal baskıları düşündüğümüzde, onun yaşadıkları hiç de kolay değildi. Baskılar, dedikodular yüzünden yolunu, yönünü değiştirmedi. Yaşayacakları; toplumuna ne kadar ters gelecek olsa da, bütün dikkatleri üzerine çekecek olsa da, görevini başarıyla tamamladı. İsyan etmedi, ben bunu yapamam demedi, ben güçsüzüm, zayıfım, bana ağır gelir demedi, beni dışlarlar demedi. Tüm zorlukları göğüsleyerek sadece Allah’a teslim oldu, O’na güvendi.

Allah bizlere bu örnekleri boşuna vermiyor elbette. Her birinden kendi yaşamlarımıza aktarabileceğimiz, bakış açılarımızı doğru yönlere çevirmemize yardım edecek, yanlışı-doğruyu, iyiyi-kötüyü ayırabilmemiz için bize klavuzluk edecek ibretler var. Ama ne yazık ki özellikle kadınlar ile ilgili Ayetler sümen altı edilir gibi, kimsecikler görmesin başımıza bela olurlar der gibi, gün yüzüne çıkartmama gayretleri var.

Bir sürü hadis kitaplarını, ilmihal kitaplarını, çok sevdikleri hocalarının kitaplarını kendine rehber edinmiş kişiler, sadece Kuran’ı rehber edinmiş kişilere “asırlardır gelen geçen onca insan İslam’ı anlayamadılar da siz mi anladınız bir tek” diyerek eleştiriyor. Yani çoğunluğa bakarak azınlık olanların yanlış yolda olduklarını savunuyorlar. Bu kişiler sanıyorlar ki sonsuz bir cennet var, bu sonsuz cenneti doldurmak için çok insanın bu cennete girmesi lazım, bu yüzdende cenneti hak edenlerin çoğunluk bir kısmı oluşturmaları gerekiyor. Hayır. Gerçek hiç de öyle değil. Allah’ın doldurmak yada dolduramamak gibi bir kaygısı yok. O sonsuz bir cennet yaratır, içine sadece 2 kişi de alabilir. Ve bu kişilere yukardaki kadın örneklerini neden sakladıklarını, kadınlara iyi eş ve iyi anne olmanın dışında neden Allah’a iyi bir kul olmanın en önemli görev olduğunu enjekte etmediklerini sormak isterim. Yoksa işlerine mi gelmedi. Asırlardır o kadar insan geldi geçti neden kadınların dinlerini öğrenmeleri istenmedi. Neden kocalarına başkaldıran kadınlar övülüp, yüceltilmedi. Yoksa kadınları sadece bu dünyanın eğlencesi, menfaati gibi görüp, burda gününüzü gün edip cennette alacağınız hurileri mi hayal edip durdunuz. Zaten huri hayali kuran bir adama nasıl güvenir de evlenir kadınlar anlamış değilim.

Neyse; sonuç olarak eğer yanlışlar içersinde bir hayat sürmek istemiyorsak etrafımızı çok iyi gözlemlemeli ve rehber olarak mutlaka Kuran’dan yardım almalıyız. Zaten ben doğru olanı yaşayacağım ve bunda kararlıyım diye bir inatla yola çıktığınızda Allah, önce hafif şiddetli sarsıntılarla ardından dingin bir huzura kavuşacağınız yol arkadaşınızı size yoldaş edecektir. Ve bu yoldaş çoğu zaman size tek başınıza Allah’a döneceğini söylerken, aslında yalnız olmadığınızı Allah’ın her zaman size eşlik ettiğini, dünya hayatımızdaki herşeyin, herkesin gelip geçici olduğunu tek baki olanın Allah olduğunu hissettirecektir.

Tahrim : 10 Allah inkârcılara, Nuh’un karısı ile Lut’un karısını örnek verir. İki erdemli kulumuzun nikahı altında bulunuyorlardı; ancak onlara ihanette bulundular. Kocaları Allah’tan gelen hiçbir şeyi o ikisinden savamadı. İkisine de “Girenlerle birlikte cehenneme girin” denildi.

Tahrim : 11 Allah gerçeği onaylayanlara, Firavunun hanımını örnek verir. O, “Rabbim, benim için bahçede bir ev kur ve beni Firavundan ve yaptıklarından kurtar; beni bu zalim halktan kurtar” demişti.

Tahrim : 12 Ve İmran kızı Meryem de… O, iffetini korudu, biz de ruhumuzdan ona üfledik. O Rabbinin kelimelerine ve kitaplarını onayladı; itaat edenlerden oldu.

10356757_907947355944248_5258634305439005593_n

Reklamlar