Tag Archive | Tarsus

Kapadokyalı Apollonius

Allah her ne kadar  en güzel Hadis’inde “Allah size şah damarınızdan da yakındır” diyorsada, neticede o şah damarı ile insan arasına, koskoca bir cahillik veya bir kalp körlüğü veya tatminsiz bir nefis sığabiliyor. İnsanoğlu ne yazık ki gerçekler gözünün tam orta yerine sokulsada hep yanlışa, batıla meyilli. Hakikati anlatan birçok bilge insan, hakikat düşmanları tarafından tarihten silinmeye çalışıldı. Menfaatlerine ters gelen herşeyi yok edip yutmak için çabaladı insanoğlu…

Bir insanın aklını, kalbini, ruhunu alıp ıskartaya çıkardığınızda hiçbir şey üretemez. Bütün bunlar ona verildiğinde de ürettiği şeyler onun değil, ona bu yetenekleri veren varlığın eserleri olabilir ancak. Bir istiridye kabuğunu taklit ederek sabunluk yapan seramik sanatçısının eserine bakan kişi; süslemelerine, boyasının renklerine hayranlıkla bakar ve seramik sanatçısının ne kadar zevkli, zanaatkar olduğunu düşünür ve taktir eder.

Ama aklına getirmez yada getiremez, o istiridye kabuğunu yoktan var eden ve o muhteşem herbiri simetri harikası kıvrımları, biçimi, rengi veren ve tüm bunlar yetmez gibi içine birde muhteşem bir inci yerleştiriveren Büyük Sanatçının Büyüklüğünü!

Bundan binlerce yıl önce Anadolu’nun tam orta yerinde bir bilge adam yaşadı. İsa ile aynı zamanlarda doğdu ama aynı zamanlarda ölmedi yada ortadan kaybolmadı diyelim. Bu bilge kişi günümüzde yaşanılan gibi hakikate çağıran kişilerin zorluklarını yaşadı. Aşağılandı, hakarete uğradı, büyücü damgası yedi. Çünkü o geleneklerin dinini kabul etmiyordu. O bilime inanıyor, insanların her geçen gün geriye değil ileriye doğru adım atmasını istiyor, ruhun kötülüklerden arındırılarak Allah’ın istediği kriterlerde bir insan olunması gerektiğine inanıyordu. Bunların eğitim ile sağlanacağını düşünüyordu. Onun bilgiye olan açlığı hiç dinmedi. Ömrünü hep kendini aşama aşama geliştirerek, eğiterek, yaşamın ve yaratılışın sırlarını öğrenmeye çalışarak geçirdi. Çünkü ona vahyedilen şey aklını çalıştırmak ve derin düşünmek idi. Düşündüğünde, aklını çalıştırdığında yaşamın ve yaratılışın sırlarına ulaşacağı vahyedilmişti. Yeryüzüne ve evrene gözlerini çevir bak, incele denmişti. Aradığın tüm soruların cevapları zaten yerde ve gökte serilmiş durumda denmişti. Senin zihnin öyle bir zihinki yerde ve gökte ne varsa herşeyi algılayabilecek güçte denmişti.

Bu düşünen insan ona verilen tüm yeteneklerini kullanmak için olağanüstü çaba gösterdi. Çünkü bir ufacık bilgiye ulaştıktan sonra hiç bilmemiş gibi yapamazdı. Amaç her zaman ufacık bilgiden kocaman bilgi dağlarına ulaşmak olmalıydı. Artarak, katlanarak büyüyen bilgiye ulaşmaktan hiç vazgeçmedi. Ve ulaştığı bilgilerden sonra kitaplar yazdı geleceğe aktarabilmek için. Ulaştığı bilginin sonraki nesillere aktarılması için eserler bırakmak istedi. Ama eserleri bağnazlar tarafından yok edildi. Onun hakkındaki bilgileri ancak onun öğrencileri aktarabildi gelecek nesillere.

O hiçbir zaman geleneklerden, atalardan gelen dini savunmadı. Elinden geldiğince gelenekler dinine uyan insanları uyarmaya çalıştı. Yeniliğe, bilgiye açık insanlar tarafından sevildi, sayıldı, bağnazlar tarafından itibarsızlaştırılmak için büyücü etiketleri takıldı. Sapkın diye isimler takıldı Tevhide inandığı için. Ona yakıştırılan çirkin sıfatlardan kendisi lehine olaylar da olmadı değil. Roma İmparatorluğu ölüyü diriltti diye ondan ve yaşadığı beldeden vergi almayı kaldırdı.

Apollonius Allah’ın dinini gelenekler ve kültürler üzerine inşa etmeyeceğini anlayacak kadar zeki bir düşünürdü. Zira bilirdi ki kültürler ve gelenekler asırlar içersinde değişir, revize olur ama Allah’ın yasaları asla değişmez. Geleneklerin üzerine inşa edilen din asırlar içersinde yok olmaya mahkumdur. Oysa Allah’ın dini binlerce yıl dimdik ayakta kalmalıdır.

Tarsus Pisagor Okulunda bir sütunun dibinde oturmuş düşünürken, uzaktan onu gözleriyle takip eden Yahudi Aziz Paul’un haince içinden “Senin tüm gerçeklerini 3-5 kuruşa hurafeyle değişeceğim” dediğini duyar gibi oluyorum. Bugünümüze gelip baktığımızda bu yemini etmiş olabileceği ihtimali kuvvetle kesinlik kazanıyor. Binlerce yıldır gerçek ile yalanın çetin savaşlarını yaşadı bu yeryüzü. Nice saygın insan saygısızlığa mahkum edildi, bazılarının kafası vuruldu, bazıları zindanlara atıldı. Ama tek gerçek değişmedi. İnsanın gerçeklerden kaçma zafiyeti.

Peygamberler, bilgi verilenler hep zulmedilen taraf oldu. Allah’ın seçtiği kişiler olma şerefini kazanmış birçok insan tarihin sisli ve esrarlı perdeleri arasında kaybolup gitti.

Tıpkı Filozof, Bilim Adamı Apollonius gibi.

Ona layık görülen tek şey, yaşanmış bir gerçeği yansıtan silüetinin, hayal dünyasından gelen bir adama kopyalanması oldu. Ama adı bile anılmadan…

Bakara-129: “Rabbimiz! İçlerinden onlara, senin ayetlerini okuyacak, kendilerine Kitap’ı ve hikmeti öğretecek, onları temizleyip arındıracak bir resul gönder. Sen, evet sen, Aziz’sin, tüm ululuk ve onurun sahibisin; Hakim’sin, tüm hikmetlerin kaynağısın.”

balon-kapadokya