Tag Archive | Yunus Sıresi

Cehalet Mutluluk Değil

Bugün mutlulukla ışıldayan gözler olduğu kadar hüzünlü uzaklara çakılmış gözler de tiyatro sahnesindeki yerini alacak her zaman olduğu gibi. Hiç bir şey geçmiş de kalmıyor, hiçbirşey eskimiyor. Sadece acıyla yaşanmış yıllar ile şimdiki zamanın arasındaki uzaklık artıyor. Her gönül kırıklığı, olduğu gibi sapasağlam yerinde duruyor. Yolun yarısını geçmiş yaşınla şimdi sen, gene altı yaş yüreğine döneceksin bugün. Arkadaşın babasının elinden tutmuş parka giderken mutlulukla, sen kapının eşiğinde oturup öylece baka kalacaksın arkalarından. Anneannenin yan bahçe komşusu olan kadın, ailece yiyecekleri yemek için masa kurma telaşında olacak ve sen o masa da yer alabilmek için can atacaksın bugün. Neden anne ve babanın yanında olmadığını defalarca sormuş olsanda ve gerekli cevabı her defasında almış olsanda bu soru ömrün boyunca peşini bırakmayacak. O kapının eşiğinde mahzunca oturulan zamanlar, ömrün boyunca gözlerinin üstünde perde gibi asılı kalacak. O perde büyük bir iştahla, senin görmen gerekenleri görmemen için görev yapacak hayatın boyunca…
Gençlik yıllarına eriştiğinde o küçük mahzun çocuğun gözbebeklerindeki hüzün hala kaybolmamış olacak. Hiç kimseye güvenemeyeceksin, herkesin seni nasıl olsa terk edeceği olasılığı ile kimseye teslim edemeyeceksin yüreğini. O hassas terazide ağır basan taraf hep kendine güvenmemek olacak. Senin için doğru olan şeyin kalmak mı, koşmak mı, varmak mı olduğunu hiçbir zaman çözemeyeceksin. En sıkıntılı zamanlarında kendi kendine konuşmak zorunda kalmak ve buna alışmak, hayatına girecek insanları senin için değersiz kılacak. Nasıl olsa kendi kendine öğrendin güçlü olmayı. Kimselere ihtiyacın yok. Üniversite arkadaşlarınla Hümanizm’den dem vurup, özgürlük, barış, demokrasi diye haykırsan da sokak ortalarında, içinden yükselen o mahsun çocuğun sesi, senin sesini ezip yok edecek. Dilin inanmadığın şeyler söylese de içindeki çocuk doğruları haykıracak yüzüne.
“Sen insanları sevmiyorsun ki, sevmediğin insanlar için nasıl güzel yarınlar dileyebilirsin.”
“Seni acılar içinde kıvrandıran insanlar için nasıl güzel bir dünya isteyebilirsin.”
Hatta çoğu zaman “o çok inandıkları Tanrı’ları gerçekleştirsin bütün güzellikleri” dediğin anlarda olmadı değil. Ama her defasında “cehalet mutluluktur” sözünü hatırlayıp hem kendi mutsuzluğunun çok bilmekten kaynaklı olduğuna delil getiriyordun hemde rakiplerinin ne kadar cahil olduklarını iddia etmen, kibirlenmen seni iyi hissettiriyordu. Bir taşla iki kuş vurmak güzeldi, zevkliydi, bir nebze de olsa acını hafifletiyordu. Çocuk gözlerindeki perde her zaman iş başındaydı tabii ki. Eğlenceli başka taraflarda vardı, özellikle içkili sofralarda ateist olduğunu söylemen insanların ilgisini çekiyor, bakışların senin üzerinde toplanması hoşuna gidiyordu. İlgiye, dikkat çekmeye hasret küçük çocuğun yüreği bu esnalarda mutlulukla kendinden geçiyordu. Onlar seni dinledikçe sen büyüyor, büyüyordun. Sen anlattıkça onlar küçülüyor, küçülüyordu senin gözünde…
Okulu bitirdikten sonra sana hiçbir zaman verilemeyen o sıcak aile yuvasını kendin kurmak istedin. Herşey senin yönetimindeyken ve diğer cahil insanlar gibi cahilde değilken bunu başarmak çok kolay göründü gözüne. Öyle ya sen acıların içinden geçmiş, kendini, tüm dünyayı çözmüş ve sürüden olmayan bir insan olarak bunu yapabilirdin. Ama yapamadın. Evlendiğin kadın senin evlendiğin kadın değildi, evlendikten sonra farklı bir kadınla aynı evi paylaştığını fark ettin. Daha bebek yaşındaki kızınla eşini bırakıp yurtdışına attın kendini…
Yıllar birbirini kovaladı ve şimdi sen yaşadığın onca şeyin sorgusunu halen tamamlayabilmiş değilsin. Hayatın zevklerine ve kendi kibrine tutunduğun kadar içindeki mahzun çocuğun iç çekişlerine aldırsaydın belki de bu tiyatroda kendine biçtiğin rol çok daha farklı olacaktı. Oysa kendine acımaktan yada başkalarının seni mutsuz etmelerinin suçunu karşındakiler de aramayı bırakıp bir an için bile olsa silkelenebilseydin keşke. Tabii ki o mahzun küçük çocuğun hiçbir suçu yoktu. O çocuk sadece başkalarının imtihan aracıydı. Tıpkı senin küçük bebeğinin senin imtihanın olduğu gibi…
Senin asla inanmadığın o Allah insanların önüne türlü planlar getirir. Farklı zamanlarda, farklı mekanlarda senin hiç farkına varmadığın ama farkına vardığında senin imtihanı başarı ile geçmen anlamına geleceği bir takım uyarıcılar gönderir. Senin uyarıcında sana geldi. Belki fark ettin belki de edemedin. O uyarıcı sana uydurulmuş bir dinden dolayı senin ateist olduğunu söyledi. Belki duydun belki de duyamadın. O uyarıcı sana tüm merhametiyle sana göremediklerini göstermeye çalıştı, sana izlemen gereken yolun ucunu gösterdi. Belki gördün belki de göremedin. Belki de Yaratıcının diğer uyarısına kadar bir sürü acılar daha çekerek, kendine hayatı katlanılamaz bir hale getirip, karamsarlığının içinde son çırpınışlarını yapacaksın. Belki bıkmadan yorulmadan Yoga ve NLP koçlarından medet umacaksın hayatın boyunca. Ve birgün kapını çalan o ölüm meleği belirecek bütün gerçekliği ile…
Sonrasındaysa sonsuz bir hiçlik…
………………………………………………..
Bazen daldığın eğlenceden, oyalanmalardan kendini alamazsın bu ömür girdabında. Bazen en yakınındakileri göremezsin, görebildiklerini de en uzağa fırlatırsın bazen hışımla… Tüm gerçekleri bildiğini sanırsın ama bir bakmışsın tüm gerçekler birer yalan zinciri gibi kıvrılıp durmakta karşında. Maharet yalanın yalan olduğunu anlamaktır çoğu kez. Bazen Yüce bir Yaratıcı tarafından korunup, kollandığını anlamaz, nankörlük edersin kibrine zirve yaptırıp. Cehaletin mutluluk değil bilginin mutluluk getirdiğini anlatır Yaratıcın sana… Bazen anlarsın. Bazen uyanırsın.
Bazen de yazarsın şiir olur:
Beni düşün, beni an gözyaşlarında,
Ben ki yaraları sarılmamış,
Yorgun bir şehirim avuçlarında.

..
.

Yunus-62: Allah’ın dostları için ne bir korku vardır, ne de üzülürler.

Yunus-63: Onlar ki, inandılar ve erdemli davrandılar.

Yunus-64: Dünya hayatında da ahirette de mutluluk onlarındır. Allah’ın kelimeleri (verdiği söz) değişmez. İşte bu, en büyük zaferdir.

10313308_10152131926458994_8312068863796111974_n

Reklamlar